18 Kasım 2017, Cumartesi - 20:36

  • google plus
  • twitter
  • facebook
  • rss

“Erazmuz”: Nasıl başlarsa öyle mi sürer, yoksa bittiği gibi midir?

Tarih: 20 Ağustos 2015

|

Kategori:

|

Yazdır

|

Okunma: 387

Başlıktaki soruya yanıt verecek olursam, pek tabi başladığı gibi sürmedi.

Hem “nasıldı”, “nasıl geçti”, “neler yaptın” vb. başlayan, kendi kendime de yönelttiğim sorulara yanıt vermek hem Erasmus Günlüğü’ne yazmamış olmamak hem de başka bir “Erasmuslu” arkadaşın ifadesiyle “post-Erasmus” sürecinin bir gerekliliği olarak okuduğunuz satırları karalıyorum. Gereklilik diyorum, zira bu sürecin sancılarını kusmak hoşluklarını -ki bunlar gün geçtikçe “çok hoş”laşıyor- zikretmek, yazarak unutmamak, ölümsüz kılmak istiyorum.
Başlıktaki soruya yanıt verecek olursam, pek tabi başladığı gibi sürmedi. Uzun ve yorucu bir yolculuk sonrası neden öyle kötü koktuğunu hâlen anlamadığım nevresimi üzerine serdikten sonra ilk gece kendimi attığım yatağımdan son sabah “baba kokulum”un “ağır” olduğunu öğrendiğim mesajla uyandım. Ölmeseydi…

Erazmuz-iç1Dönünce, “‘Erasmusum’ bittiği gibi kaldı” dedim durdum. Öyle de olmadı. Aslında bunun bitmeyen bir süreç olduğunu artık anladım. Önce “oh be, geldim” dedim. Ancak “şimdi ordan 5, şurdan da 4 ders alırım; gene fazla fazla ödev yaparım, yurda da çıktım mı tamamdır; eskisi gibi olurum”un hayali ve motivasyonu, yerini Tutunamayanlar’ın “canım Selim’ine” bıraktı: Hem Olric ile çatışan Turgut Özben oldum hem “canım Selim Işık”… Savruldum, hem de çok. Onun özlemi, mükemmeliyetçiliğin sönümlenişi, “a-dap-tas-yon”, iradem/tanıklığım dışında gerçekleşen onca olay ardı ardına geldi; fakat unutturmayıp alıştıran zaman, bu mahirliğini benim üzerimde de gösterdi, alıştım.

Gitmeden önce, henüz kafamda Erasmus’a dair hiçbir plan vs. yokken, bir arkadaşımın Twitter hesabında “kendinle ilgili bir şeyler yaz” bölümüne onca şeyin arasına “#Erasmus” da yazması ne anlamsız (!) gelmişti. Haklıymış. Artık benim de “kendimle ilgili bir şey”dir “#Erasmus”. Hatta “Erazmuz”: Böyle derdi “II. Paylaşım’ı sanki yeni yaşamışlar” diye düşündüğümüz, bizlerde (özellikle bende) hava kararınca dışarı çıkma fobisi yaratan, anlamadığımız hâlde ısrarla Lehçe konuşan, “yabancı”yız diye tramvayda, yolda, okulda uzun uzun bizi “kesen”, … Polonyalılar.

Oradayken “bir an evvel geçsin gitsin” dediklerimi,

Yaptığımız bir sunum çalışmasında “hastane masrafı” diye bir şey zikredince “o da ne” diyen Fransız’ı,
Çakmağa “çakmaki”, hayvana “hayvani” diyen, yetmedi musakka yapmayı da bilen Yunan
kız arkadaşımı,

Her akşam “gel bir tek at” diyen, atmadan da rahat vermeyen “Polak” komşumu,

“Spanish omelette”ini bir türlü yiyemediğim karşı odayı,

Marx’tan bihaber sosyoloji öğrencisi Paula’yı,Erazmuz-iç2

Warsaw’da kırmızı-siyah renkleri görünce “aha anarşistler, hadi alkışlayalım” diye kaldığımız binanın camından destek verdiklerimizin, gündelik hayatta -sarı olmayan- saçımız, sakalımız var diye bize böcek gibi bakan ırkçılar olduğunu öğrendiğimizdeki şaşkınlığı,

Ah çekip durduğum Paris’i, Foucault’nun ismini üzerinde görünce şaşırdığım Eyfel’i, yılbaşında Şanzelize’deki şampanyayı,

Nazım’ın geçtiği yollardan, “yürümeyenleri arka[mız]da boş sokaklar gibi bırakarak” yürümeyi, şiirler yazdığı Cafe Slavia’ya elitist havasından ötürü giremeyişimizi,

Ucuza gelsin diye ayarlanan kötü, şehrin dışındaki hostelleri,

Her gittiğimizde “gençler, bakın benim alanım gastronomi” deyip duran Lodz’taki dürümcü Ayhan Abi’yi, onun dağdan dönüp irtica etmiş çırağını,

Gurbette yüreğime dolan Ahmet Kaya sesini, öte yandan da Yıldız Tilbe’den El Adamı’nı,

Her olay karşısında “this’s Erasmus”u ya da “this’s not Erasmus” diye yapılan yorumları,

Taksilerle yaptığımız pazarlıkları,

Yurt koridorlarındaki “pre-party”leri,

ve…

dostlarımı, kıymetli dostlarımı fazlasıyla özlüyorum.

İlk zamanlar “benim ‘Erasmusum’ bir eğitim programından çok turizm etkinliği gibi idi” minvalindeki sözlerime şimdi “keşke bir daha gidebilsem”lerimle karşılık veriyorum. Yani aman, sözlerime kulak veriniz! “Bir dönem Erasmus’un” da insana böyle yazdırdığını biliniz…

Haberi Duyur

Kısa Adres: http://gorunum.tk/7624
Yol: Anasayfa > Yazılar > Erasmus Günlüğü > “Erazmuz”: Nasıl başlarsa öyle mi sürer, yoksa bittiği gibi midir?

Yorumla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık çalışanlarına dönük şiddet bitmiyor

Sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet hem hastalar hem de sağlık çalışanları açısından önemli bir sorun teşkil ediyor. Doğrudan ya da dolaylı yoldan şiddete maruz kalan sağlık çalışanları huzursuz oldukları bir ortamda mesleklerini yapmaya çalışıyor.

Kapat