19 Eylül 2019, Perşembe - 19:14

  • google plus
  • twitter
  • facebook
  • rss

“Buralara hiç kimseden bir şey bekleyerek gelmedim”

Tarih: 10 Ocak 2019

|

Kategori:

|

Yazdır

|

Okunma: 94

Dilek Uyar ile kendisini National Geographic Yılın Seyahat Fotoğrafı Yarışması birinciliğini, üstelik de bu unvanı alan “İlk Kadın Türk Fotoğrafçı” olmaya götüren fotoğraf serüvenini ve yaşadıklarını konuştuk.

Günlerden bir gün, duruşma saatine epeyce zaman olduğu için canı sıkılmaya başlayan bir avukat, vakit geçirmek için gezerken, camekanların birinde fotoğraf makinaları görür. Can sıkıntısını gidermek için ‘ara ara çekerim’ düşüncesiyle bir tane alır ve…

F. Dilek Uyar

İnternet sitenizde fotoğrafçılığa geçişinizi “Adliyenin kara duvarlarından sıkılıp dünyayı kare kare görmeye başladığımdan beri…” cümleleriyle anlatmışsınız. Aslında avukatsınız, fotoğrafçılığa sizi hangi yollar götürdü, “kare kare” görmeye başlamanızı tetikleyen şeyler nelerdi?

Daha öncesinde de fotoğrafa, resme dair en ufak ilgisi olan bir insan değildim. Hiçbir şekilde ilgim yoktu. En büyük hobim paraşütçülüktü, yıllar sonra tekrar atlayış imkânı doğmuştu, Efes’e merkez açılmıştı. Orada atlayışlara devam ediyordum. Duruşmaların başlaması fotoğrafa vesile olmuştu. Yapacak bir şey yok. Benim bir şeyler bulmam lazım, kendimi bir şeylerle oyalamam lazım. Ne yapabilirim derken bir gün İstanbul’da Adliye’ye duruşmaya gidiyorum. Vakit var, uçak erken inmiş. Doğubank’a indim, fotoğraf makineleri var. Alsam mı acaba diye düşünüp oradan bir makine aldım. Klasik yanılgı, elinize iyi bir makine aldığınız zaman harika fotoğraflar çekeceğinizi zannedersiniz. Çünkü bilmeyen her şeyi çok bildiğini zanneden ben de o ruh halindeydim.

İlk fotoğraf denemeniz nasıldı?

İlk denemem oğlumun kreşteki yıl sonu gösterisiydi. Benim elimde makine var, harika fotoğraflar çekeceğim diye düşünüyorum . Fotoğrafların hepsi flu. ‘Bu işte bir gariplik var’ dedim. Makineyi kullanmayı öğrenmek için bir kursa gideyim dedim. İşim ve çocuklarımla ilgilenmem gerektiği için hafta sonu ve akşam kurslarına gitmem zor. Çok tesadüf ofisime iki adım mesafedeki köşede bir kurs vardı, FSA Ankara diye. Tamamen hafta içi saatler ve bana çok yakın olduğu için ofisten arada kaçabilirim ve ‘aylarca sürmüyor bu kurs, bu kadar şeye ne gerek var’ diyerek. Çünkü mantık oydu, makineyi alıp çekecektiniz, fotoğrafta ne vardı ki? Oraya başladım ama altını çizerek söylüyorum, çok şanslı bir kadınmışım, çok doğru bir yerde başladım ben.

Siz nasıl bir yol izlediniz kendinizi geliştirmek için?

Ben eski ressamları ve ışığı nasıl kullandıklarını inceledim. Sinemaya ilgim çok fazlaydı. İki sene evden hiç çıkmadığım, makineye, deklanşöre dokunamadığım ama ofise de gitmediğim bir geçiş dönemim vardı. O dönemde önemli sinemacıların filmlerini izledim. Defalarca ‘anlamıyorum, niye anlamıyorum’ deyip izlediğimi, eleştirileri okuduktan sonra kavradığımı hatırlıyorum. Yine edebiyattan beslenmeyi önemsiyorum. Bunların hepsi bir şekilde birikiyor. O yüzden doğru beslenirseniz, bunu da alacak düzey ve kapasite varsa bir yere kadar gidiyor. Ondan sonrasına gider mi gitmez mi göreceğiz.

National Geographic Yılın Seyahat Fotoğrafı Yarışmasında kazanan, “İlk Kadın Türk Fotoğrafçı”unvanını aldıktan sonra tanınır hale geldiniz, neler oldu ödülü aldıktan sonra?

National Geoghraphic Yılın Seyahat Fotoğrafı Yarışmasında 1. olan fotoğraf

National’dan sonra epey eleştirildim ben. “Fotoğrafı National’dan öğrenecek değiliz”e kadar götürdüler işi. Bir hocamız “Öpün kadının ellerini” diye bir yazı yazdı, “İki tane çocuğu var, kocası yanında değil ve bu kadın bunları başarıyor ve ilk de değil bu” demişti. Hakikaten ilk değildi son da olmadı. Çünkü bazen tesadüfi başarılar gelebilir ve insanlar bir işle parlayabilirler. Ama onun öncesinde 2016’da Sony’de Commended Photographer’dım ki ulusal yarışmalarda da zaten vardım. AFİAB yarışmalarından da dereceler aldım ve minimum yarışmayla puanımı tamamladım ama Türkiye’de bir yarışmaya katılma durumum var, ona katılmayacağım ve o kalsın çünkü unvanı istemiyorum. Bu sadece bunu ispat edebilmek içindi. O yarışmalardaki derecelerin de çok bir önemi yok zaten. Çünkü unvan satın almak için bir yerden bir şekilde bir derece alabilirsiniz ama onu dahi alamayan insanlar sizi eleştiriyor. Bir de öyle bir durum var ama IPA oldukça prestijli bir yarışma ya da Travel Photographer Society oldukça iyiydi, Sony keza öyle. HIPA sürpriz yaptı, geçen sene yıllık yarışmasında finalisttim. Bu sene daha belli olmadı ama her ay düzenlediği yarışmalarda kasım ayının kazananı oldum. O da bir gururdur, önemli yarışmalar bunlar.

“Annem bile ‘yine mi fotoğrafa gidiyorsun’ diyebiliyor”

Erkek egemenliğinde görünen fotoğrafçılık alanında bir kadının olarak ne tür zorluklar yaşadınız yaşıyorsunuz?

Öncelikle evden başlayalım zorluklara. Eşim, ‘nereye gidiyorsun, niye gidiyorsun, çocuklarını niye bırakıyorsun?’ diyor, böyle bir dünya yok. Yani evden sürekli bir baskı var. Annem bile ‘yine mi fotoğrafa gidiyorsun’ diyebiliyor. Bu anlamda o toplumsal baskıyı yaşıyoruz zaten. İkinci boyutu da bir kadın olarak fotoğrafa gidecekseniz yanınızda asla bir yaşıtınızın olmaması gerek. Çünkü camia o kadar kötü ki siz hemen hemen yaşıtınız biriyle fotoğraf çekmeye giderseniz dedikodular alıp başını yürüyebiliyor. O yüzden ya çok yaşlı biriyle ya çok genç biriyle ya da hem cinsinizle gitmeniz lazım. Kadın olmanın bizi epeyce geriden başlattığı durumlar bunlar. Söylemleri ‘kadınlar her alanda olmalı’ olan ‘fotoğrafçıgil’ arkadaşlar aslında, figüran, model ya da gittikleri yerde kapıyı açacak çilingir niyetiyle kullanmak istiyorlar kadınları. Kadın hep ikinci planda kalmalı onlara göre. Biz Batı görüntüsünde Doğu kafası yaşarız. Her ne kadar Batılı, modern görünüyor olsak da. Benim eşimi de görseniz ‘bu adam mı böyle söylüyor’ dersiniz. Camia içinde de pek çok insan öyle. O yüzden bunlar çok ciddi zorluklar ve siz bir şey yapmaya kalktığınız anda engelleniyor ve önünüz kesiliyor. Ben bunu camia içerisinde de yaşadım. Bir şekilde önünüz kesilmeye çalışılıyor. Olmadık bir yerden ceza almıştım. Mesela flip horizontal (fotoğrafı düşey kesitte ters çevirme) yaptığınız için birinin size ceza vermesinin hiçbir açıklaması yok. Bizdeki pek çok hoca yarışmada jürilik yaparken sevgilisi olur ya da bir şekilde farklı menfaatler, ilişkiler yaşandıktan sonra ödüller gelir. Benim biraz sivri bir tarafım var ve bu zamana kadar hiçbir derneğe, hiçbir kişiye sırtımı dayamadığım için çok rahat konuşabiliyorum. Çünkü hiç kimseden bir şey bekleyerek buralara gelmedim. Bu yüzden de sivri oluyorum ama kendi doğrularımla ilerleyebilmek zorundayım.

Eleştirilen fotoğraf

Twitter’da Pokut yaylasında yaptığınız çekim eleştirilere tutuldu, insanlar manipülasyon yaptığınızı söylediler.

Bizde manipülasyonla Photoshop çok karıştırılıyor. Ben manipülasyona karşı değilim, altını çizerek söylüyorum. Aslında fotoğrafı sanatsal boyuta taşıyan kısımları oradan da geçiyor diye düşünüyorum. Öteki biraz daha var olanı çekebilmek. Yapanlar da çok güzel yapıyorlar, o kadar yapmaya yetkin olsam keşke ama değilim. Öğrenmeye uğraşıyorum ama bizdeki bu işler manipülasyon zannediliyor. Bunların zamanında karanlık odada da yapıldığını söylüyorsunuz onlara ama anlamıyorlar. Böyle bir kaos var artık alıştık.

Dünya çok farklı bir yere gidiyor ama biz olduğumuz yerde kalıp bir şeyleri reddediyoruz. Küstahlıkla bunu yapıyoruz. Geçenlerde Facebook’ta bir tartışma gördüm, dijital manipülasyon yapan bir arkadaş var ve bunu gerçekten güzel yapma yolunda ilerliyor. Bunlar teşvik de edilmeli çünkü fotoğrafın bir dalıdır. Ben bilim kurgu sevmiyorum diye bilim kurgu edebiyatını yok sayamam. Ama hocamızın biri çıkmış ‘Bu fotoğraf değildir’ diyor. ‘Fotoğrafta kurguya karşıyım, fotoğrafta her şey doğal olmalı’ diye konuşuyor. Körleşmiş, dinozorlaşmış bir bakış bu. Dünya artık böyle değil.

Metastatik meme kanseri hastalarıyla çalışıyorsunuz, nelerle karşılaşıyorsunuz çalışırken?

Çalıştığım bir hasta yaşamını yitirdi. Onu kaybettikten sonra 6-7 ay makineye dokunamadım. Çekilen fotoğrafları açıp işleyemedim. Doktorlar sadece ağrılarını dindireceğiz buradan çıkmayacak diyordu ama o hep çıkacağını hayal ediyordu, öyle biliyordu. Bu hakikaten çok ağırdı psikolojik olarak. Fakat sonrasında gelen desteklerle bunun arkasının devam etmesi gerektiğini düşünerek tekrar çalışmaya başladık. Ben de bu süreçte çok bilgileniyorum, bir şeyler öğreniyorum. Metastatik Meme Kanseri Derneği’nin (Metamozon) Başkanı Canan hanımla çalışıyoruz ve çok şanslıyım çünkü inanılmaz cesur bir kadın. Bana büyük pozlar da veriyor istediğim şekillerde.

“Hocamızın biri ‘Bu fotoğraf değildir’ diyor. Bu, körleşmiş, dinozorlaşmış bir bakış.”

Nerenin, neyin fotoğrafını çekmek isterdiniz?

Sanıyorum, duygusal yönü ağır basan fotoğrafları çekmek istiyorum. Kurgusal değil de daha spontane, kritik an dediğimiz fotoğrafları. Çünkü bunlar aslında en zor yakalanan fotoğraflar. Bu anlamda herhangi bir sokakta ya da herhangi bir yerde, o enstantanenin yakalanabileceği bir fotoğraf benim için çok kıymetli olacaktır. Tamamen duygu akışını yakalatan ve aktarabilen bir fotoğraf. Bir sürü yeri çekmek istiyorum. Örneğin Finlandiya ve gidiyorum oraya. Kuzey Işıklarını görmeyi çok istedim. Fas’tan Nijerya’ya kadar oradaki yaşamları çekmek istiyorum.

Dilek Uyar’ın gözünden muhabirimiz

Haberi Duyur

Kısa Adres: http://gorunum.tk/21376
Yol: Ana sayfa » Yazılar » “Buralara hiç kimseden bir şey bekleyerek gelmedim”

Yorumla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ankara “edebi muhit” olarak raflarda

Necati Tonga, modern Türk Edebiyatında yenileşme hareketlerini hazırlayan Ankara’nın kültürel atmosferini anlamak için yazdı.

Kapat