25 Eylül 2020, Cuma - 17:18

  • google plus
  • twitter
  • facebook
  • rss

Geçim derdi virüs dinlemiyor

Tarih: 19 Ağustos 2020

|

Kategori:

|

Yazdır

|

Okunma: 37

Koronavirüs salgınındaki dalgalanmalar devam ediyor. Uzmanların aşı çalışmalarının sonuç vermesi için en az iki yıl gerektiğini söylediği salgın ve virüs bir süre daha hayatımızda olacak. Salgına rağmen çalışmak zorunda kalan emekçiler ise yüksek risk altında.

Eğitime ara verilmesiyle birlikte çocuklar ve gençler risklere karşı evlerde kalmaya başladı. Evde kalan çocuklar ve gençler ekran başında daha çok vakit geçirmeye başladı. Salgını yayılımı önlemek için evde karantinada kalan çocuklar ve aileler, sosyal yardımlardan yararlanamadı, güvencesiz çalışma şartlarına terk edildiler.

Türkiye, 11 Mart’ta açıklanan ilk vakadan bu yana Koronavirüs gündemiyle sarsıldı. Slogan haline gelen “Hepimiz aynı gemideyiz” sözleri ve “Evde kal” çağrılarına rağmen milyonlarca ücretli çalışan iş yerlerine gitmek zorunda kaldı. Salgın nedeniyle denetimleri yapılmayan pek çok fabrika bütün hızıyla çalışırken, emekçiler günün sonunda evlerine yalnızca sağlıkla ilgili risklerle değil geçimleriyle ilgili belirsizliklerle de dönüyor. Salgın sebebiyle sokağa çıkma yasağı ilan edilen iki grup ise eve dışarıdan taşınan risklerin yanında içerde bulunan istismar riskinden de en çok etkilenen kesim oldu: 65 yaş üstü bireyler ve çocuklar. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre ülkedeki ailelerin yüzde 15’inde sokağa çıkması yasaklanan en az iki kişi var.

Çocukların bakımı muamma

Salgının pandemi boyutuna gelmesiyle birçok ülke milyonları karantinada tutabilmek için eğitime ara verdi. Türkiye’de ise eğitime ara verilmesine karşın çalışan ailelere yönelik herhangi bir düzenleme yapılmaması ebeveynleri zor durumda bıraktı. Görünürde evden çalışma modeline geçilmiş gibi dursa da esnek çalışma saatleri, kısa çalışma ödeneği, ücretsiz izin baskısı, artan mesai gibi yükler, çalışanlar kadar evdeki çocukları da zorladı. UNESCO tarafından yapılan çalışmalar gösteriyor ki kapanan okullar, çocuk bakımı nedeniyle ebeveynlerde işten ayrılma ve gelir kaybına yol açıyor.

Tüm yaş grupları için eğitim-öğretim sanal ortamlara taşınırken, çalışmaya devam etmek zorunda bırakılan, kayıtlara geçtiği kadarıyla 26 milyon 133 bin emekçiyi bir de çocukların bakımı telaşı sardı. Sürekli sokağa çıkma yasağının 3 Nisan-27 Mayıs yürürlükte olduğu dönemde çocuklar, evlerinde ekran başına hapsoldular. Çocuklara yönelik sokağa çıkma yasağında tek istisna ise 14 yaş ve altı çocuklar için 13 Mayıs’ta; 15-20 yaş arasındaki gençler için ise 15 Mayıs’ta tanınan 4 saatlik izin oldu.

Kreşlerin kapanmasıyla başlayan süreçten en çok etkilenen ilköğretim çağı öncesi çocukların evden çıkmaları yasak olduğundan bakımlarının nasıl sağlanacağı karanlıkta kaldı. Birçok aile çocuklarına kimin bakacağı konusunda karasız kalırken, ekonomik olarak gücü yeten aileler özel bakıcı tutsa da birçok aile, çocuk bakımı konusunu aile içinde çözmek zorunda kaldı.

Kreşlerin online eğitimi yararlı olmadı

Veliler de öğretmenler de süreçten endişeli. İstanbul’da yaşayan Leyla Gündüzalp, eşiyle birlikte hizmet sektöründe çalıştıklarını ve çocuklarının bakımında bu süreçte zorluk yaşadıklarını belirtti. Gündüzalp, çocuğunun bakımı için şehir dışından kız kardeşinin gelmek zorunda kaldığını, yapılan sosyal yardımların ise yetersiz kaldığını kaydetti. Gündüzalp, pandemi boyunca oğlunun online kreş eğitimi aldığını ama online eğitimin çocuğuna faydalı olmadığını düşündüğünü söyledi.

Gündüzalp ayrıca, çocuğunun süreçten psikolojik olarak etkilenmemesi için isteklerine öncelik verdiklerini ifade etti. Çocuğunun daha fazla televizyon izlediğini ve televizyon reklamlarındaki oyuncakları almak istediğini, bunun da bütçelerine zarar verdiğini söyleyen Gündüzalp, temizlik malzemeleri ile gıda giderlerinin tüm süreçte öncelikleri olduğunu kaydetti. Gündüzalp, çocuğunu 1 Haziran’da açılan kreşe göndermediğini de belirtti.

“Çocukların da bir okul hayatı, rutinleri vardı”

Antalya’da 10 yıldır öğretmenlik yapan Ayşe Vural’a pandemi sürecindeki öğrenci-öğretmen ilişkisini ve eğitim kurumlarında çalışanların nasıl etkilendiğini sorduk. Çocuk gelişimi bölümü mezunu bir öğretmen olan Vural, çalıştığı kurumun kapanması üzerine Kısa Çalışma Ödeneği’ne (KÇÖ) başvurdu.

Öğrencilere, yılbaşında hazırladıkları programı uygulamaya devam ettiklerini kaydeden Vural, “Okulların kapanacağını haberi geldiğinde planlarımıza uygun olarak öğrencilerimize hemen bir çalışma programı hazırladık. Çocuklarımızla sürekli iletişim halinde olduk. Gerek video destekli eğitim çalışmalarımızla gerek görüntülü konuşmalarla evde yapabilecekleri etkinlikler şeklinde etkileşim halinde bulunduk” diye konuştu.

Çocuklar için dönemin ilk başta tatil gibi geçtiğini kaydeden Vural, “Evde kalmak onları rahatlasa da bir hafta sonrasında rutinlerini elbette özlediler. Çocukların da bir okul hayatı vardı ve bir anda rutinlerini bırakıp sürekli evde kaldıkları bir zaman dilimine girdiler. Her çocuğun bireysel farklılıkları var. Fakat alışkanlıklar değiştiği için etkilenmeler gözlemlendiğini ailelerden alınan bilgilerle gördük” ifadelerini kaydetti.

Kurumlar için de bu yazın zor geçeceğini söyleyen Vural, “Mecbur kalan aileler dışında şu an pandemi süreci son bulmadığı için, yaz aylarında çocuklarını okula gönderen birçok veli çocuklarını kurumlara göndermek istemeyeceklerdir.  Bu durumda çocuk sayısı düştükçe kurumların ve çalışanların bu durumdan fazlasıyla olumsuz etkileneceklerini düşünüyorum” dedi.

MEB, başarı puanında online eğitim dönemini baz alamadı

Çocuklar, eğitim-öğretim döneminin bitimine 3 ay kalmışken kendilerini TRT EBA (Eğitim Bilişim Ağı) TV bünyesindeki, EBA TV İlkokul, EBA TV Ortaokul ve EBA TV Lise ekranları başında buldular. Sürecin başında çocukların eğitim kalitesinden, psikolojik durumlarına kadar pek çok tartışma yaşanırken, dönem sonu geldiğinde MEB, başarı puanlarında ilk dönemi esas almak durumunda kaldı.

Süreçte eğitimciler tarafından pek çok araştırma da yapıldı. Araştırmalar, öğrencilerin yarısından çoğunun internete erişim sorunu yaşadığında ortaklaşırken, velilerin ve eğitimcilerin merkezi sınavların ertelenmesi istekleri ve yüz yüze eğitimin gerekli olduğu kanaatleri görünürlük kazandı. Tüm talep ve önerilere rağmen ne Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu’ndan bir karar çıktı ne de hükümet sınavların ertelenmemesi kararından geri adım attı. Çocuklar, daha önce erteleneceği söylenen tarihten bir buçuk ay erkene çekilen sınavlarına, sokağa çıkma yasağı eşliğinde girdi. Eğitimcilerce yapılan araştırma ve anketler yüz yüze çalışmanın önemini ortaya koyarken, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un açıklamaları, uzaktan eğitim sisteminin işleyişinden memnun olduklarını gösterdi.

Salgında inkar edilen şiddet

Zorunlu olarak evlerde kalınan dönemde erkek şiddeti daha da arttı. Cezaevinden çıkan babası tarafından öldürülen 9 yaşındaki Ceylan Aslan’ın ardından gündeme gelen sorun, kadın derneklerinin raporlarına da yansırken, devlet yetkililerinin açıklamalarında yer bulmadı. Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı konu hakkında açıklama yapmazken af yasasıyla serbest kalan hükümlülerin karıştığı diğer suçlar da bakanlıklar tarafından görmezden gelindi. Hatta İçişleri Bakanlığı içinde bulunduğumuz süreçte kadına yönelik şiddetin azaldığını iddia etti. Açıklanan verilere göre bu yılın ilk beş ayında 256 bin 460 koruyucu tedbir kararı alındı. Bakanlığın açıklamalarına göre Kadın Acil Destek (KADES) uygulamasını kullanarak ihbarda bulunan kişi sayısı da 30 bin 601 kişiyi buldu.

Kadın örgütleri ise bu verileri raporlarında yalanlıyor. Mor Çatı Derneği’nin yayınladığı “Koronavirüs Salgını ve Kadına Yönelik Şiddet” raporuna göre şiddete uğrayan kadınlar şikâyetten vazgeçirilmeye çalışıldı. Salgının ülkedeki başlangıç tarihi kabul edilen 11 Mart’tan 31 Mart’a kadar olan süreçte, 21 kadın, mart ayında toplamda ise en az 38 kadın öldürüldü. Nisan ayında işlenen kadın cinayeti sayısı en az 40’a çıkarken mayıs ayında en az 39 kadın öldürüldü. Normalleşme sürecinde yalnızca 1-10 Haziran tarihleri arasında 10 kadın öldürüldü.  Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu bu yılın ilk beş ayında 119 kadının öldürüldüğünü açıkladı.

Okullar 21 Eylül’de açılıyor

Normalleşme adımlarıyla birlikte hem Liseye Geçiş Sınavı hem de üniversite giriş sınavları yapıldı. Bir sonraki adım olarak ilk-orta ve lise düzeyindeki okulların açılması. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okulların ve kuruluşların 31 Ağustos’ta eğitim vermeye başlayacağı açıklandı. Ancak sonrasında bu tarih 21 Eylül olarak değiştirildi. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk okulların açılmasını istediklerini ve gerekli hazırlıkları yaptıklarını söyledi. Okullarda alınması gereken önlemler Sağlık Bakanlığınca açıklanmış ve okulların hazırlıklarının yapıldığını Selçuk duyurmuştu. Sosyal mesafeye göre eğitime devam edilecek olan okullarda birçok senaryo konuşulsa da resmi bir açıklama henüz yapılmadı.

Salgının görünmeyen yüzleri

Açıklanan ekonomik paketler de yalnızca sigortalı çalışanı gördü. Ekonomi paketlerinde devletin resmi istatistik kurumunun verilerinde görülmeyen dezavantajlı gruplar en büyük darbeyi alan grup oldu. Durumun en çarpıcı tablosunu, salgın döneminde “kahramanlaştırıldıkları” halde çeşitli hak ihlallerine maruz bırakılan sağlıkçılar gösterdi.

Kayıt dışılık yüzde 33,4

TÜİK’in Hane Halkı İşgücü Anketi sonuçlarına göre, tüm çalışanlar içinde sigorta kaydı bulunmadığını söyleyenlerin oranı yüzde 33,4 oldu.
Kayıt dışılık, kendi ailelerinin yanında çalışan ya da kendi işini yapan bireyler arasında da yaygın görülürken, işsiz sayısının 4 milyonun üzerinde olduğu Türkiye’de, bu sebeplerle ödenekten yararlananların sayısı sadece 600 binle sınırlı kaldı.Devletin resmi verilerinde görülmeyen en geniş kesimi ise çocuk işçiler oluşturuyor. TÜİK raporlarında yer almaması çocuk işçiliğin geldiği boyutun üstünü örtüyor.

Yaklaşık yedi yıl sonra ilk kez geçen mart ayında açıklanan TÜİK’in “Çocuk İşgücü Araştırması”na göre çalışan 720 bin çocuğun yüzde 79,7’sini 15-17, yüzde 20,3’ünü ise çalışması kesinlikle yasak olan 5-14 yaş grupları oluşturdu.  Öte yandan 2018 yılı “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı” olarak ilan edilmiş ve Bakanlık, 1999 yılında yüzde 10,3 olan çocuk işçi oranın, 2019 yılında yüzde 4,4’e kadar düştüğünü duyurmuştu.  Saha çalışmaları ise tersini gösteriyor. İSİG açıklamalarında çocuk işçi ölümlerinin, mücadele yılı olarak ilan edilen 2018 yılında dahi arttığını ortaya koyuyor.

Salgının büyüttüğü ekonomi felaketini sermayeyi güçlendiren hamlelerle aşmaya çalışan iktidar, yeni ekonomik kaynak yaratma girişimlerini emekçinin özlük haklarından kesmekte ve emekçiyi borçlandırmakta buldu. Merkez Bankası verilerine göre 17-26 Nisan tarihleri arasında kartlı ödeme sistemleriyle 15,2 milyar; mayıs ayında ise 80,2 milyar TL harcama yapıldı. Harcama kalemlerine bakıldığında, yemek, çeşitli gıda gibi gereksinimlerin ön planda olduğu görülürken, kart harcamaları geçen yılın mayıs ayına oranla azaldı.

Haberi Duyur

Kısa Adres: http://gorunum.tk/28677
Yol: Ana sayfa » Yazılar » Geçim derdi virüs dinlemiyor

Yorumla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Üniversiteliler uzaktan eğitim istemiyor

YÖK’ün aldığı uzaktan eğitim kararına üniversiteli öğrencilerden tepki geldi. Twitter'da #onlineeğitimistemiyoruz başlığı açıldı.

Kapat