17 Nisan 2019, Çarşamba - 15:57

  • google plus
  • twitter
  • facebook
  • rss

Köy Enstitüleri 79 yaşında… Enstitülü hocamız Emin Özdemir anlatıyor

Tarih: 17 Nisan 2019

|

Kategori:

|

Yazdır

|

Okunma: 2

Dilbilimci-yazar Emin Özdemir’in, “Cumhuriyet’in köydeki soluğuydu” diye adlandırdığı, aydınlanmanın temsili Köy Enstitüleri’nin 79’uncu kuruluş yıldönümünde, enstitüyü bir de hocamızın gözünden anlamak için “Göğüne Sığmayan Bulut” kitabından enstitü yıllarına dair anlatılarını derledik.

Birçok sanatçı, bilim insanı ve yazar yetiştiren Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve eğitim bilimci İsmail Hakkı Tonguç’un çalışmalarıyla kuruldu. Köydeki çocukları yaşam koşullarından uzaklaştırmadan eğitip köylerine geri göndermeyi ve köylü kalkınmasını sağlamayı amaçlayan Köy Enstitüleri’nin yetiştirdiği ışıklardan biri de Emin Özdemir’di. 1943 yılında girdiği Pamukpınar Köy Enstitüsü’nde gördüğü beş yıllık eğitimin kendisine çok şey öğrettiğini anlatan Özdemir, enstitüleri “Cumhuriyet’in köydeki soluğuydu” sözleriyle tanımlıyor.

Ömrü çok kısa olmasına rağmen bir aydınlanma kuşağı yaratan Köy Enstitülerinin 79’uncu kuruluş yıldönümünde, gazeteci Hatice Aydoğdu tarafından hazırlanan “Göğüne Sığmayan Bulut: Emin Özdemir Kitabı”ndan, Özdemir’in enstitü yıllarına dair anlatılarını derledik.

Köy muhtarının odasında bir sınavla başlıyor

Özdemir’in öğrenim gördüğü Pamukpınar Köy Enstitüsü Binası. Pamukpınarlılar.com sitesinden alınmıştır

Özdemir bir yıllık İstanbul macerasının ardından köye döndükten sonra “Kaderimi değiştiren bir olay oldu” diye bahsediyor Köy Enstitüleri’nin açılışından. Sivas Yıldızeli’nde açılacak olan Pamukpınar Köy Enstitüsü’ne öğrenci toplayan bir heyetin köye geldiğini duyan Özdemir, o günleri şöyle anlatıyor: “Bizim köyde beni gazete okuduğum günlerden tanıyanlar var. Onlar, benim adımı veriyorlar gezici başöğretmene… O gezici başöğretmen haber göndermiş bizim eve. Anam “Gidip ne yapacak, kim verecek yüklenme senedini?” diyor, duyuyorum bunları.” s.64-65

Köyün muhtarının odasında girdiği bir sınav sonrası çağırılıyor enstitüye Özdemir. Abisinin kendisini teşvik ettiğini ve cesaretlendirdiğini anlatan Özdemir, “Ağabeyim beni teşvik etti, cesaretlendirdi. ‘Git, yüklenme senedini ben üstlenirim’ dedi” diye abisinin fedakarlığından bahsediyor. s.65

Pamukpınarlı öğrenciler fidan dikimi sırasında. Pamukpınarlılar.com sitesinden alınmıştır

“Koyu zifiri bir karanlığın içinden aydınlığa çıkmış gibi oldum”

Enstitüye geldiklerinde herkesi hemen kayıt etmediklerini öğreniyor Özdemir. Kayıt olduktan bir iki gün sonra kaçanlar olduğu için artık her geleni hemen kayıt etmiyorlar enstitüye, kalıcı olduğuna inandıktan sonra kayıt ediyorlar öğrencileri. Soğuktan ve heyecandan titreyerek yaşadığı o anları şöyle anlatıyor Özdemir, “Sıra bana geldi. Sarışın ve mavi gözlü bir adam, tepeden tırnağa bana baktı. Ben titriyorum, heyecanla soğuk birbirine karışmış. Sorduğu sorulara dişlerime birbirine vurarak yanıt veriyorum. Adın ne, niçin geliyorsun gibi sorular sorduktan sonra, ‘Bak, burada şartlar çok zor, yatakhane soğuk, sınıf soğuk, tarla ekeceksiniz, duvar öreceksiniz, yalnız ders görmeyeceksiniz, bunları iyice biliyor musun? Bunlara dayanabilecek misin? Burada senin hemşerin bir öğrenci varsa onunla konuş, öğren o şartları. Eğer bunlara katlanabilecek durumdaysan, kaydedelim seni,’ dedi. Ben başladım ağlamaya… Bu adam, adam diyorum, sonradan anladım ki eğitimbaşımız Osman Yalçın, müdürden sonra gelen adam. Eğitimbaşı diye bir unvan vardı: Öğrencilerle çok yanından ilgilenen biri. İşin ilginç yanı cebimde 175 kuruş var. Geriye dön deseler dönemem. ‘Ne hemşerim var, ne kimseyi tanıyorum, ben kalacağım’ dedim. ‘Peki, kaydedeceğim seni’ dedi, kaydetti. 432 numara, hiç unutmadım. Kayıt olunca sanki böyle koyu zifiri bir karanlığın içinden aydınlığa çıkmış gibi oldum.” s.67

“Köy Enstitüleri’nin gücüne bak”

Özdemir, bir anısında enstitüden eğitimbaşı Osman Yalçın’la nasıl karşılaştıklarını ise şöyle anlatıyor:

“Aradan yıllar geçti, ben Amerika’ya gittim, geldim. Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretmenim. Bir kitap yazmıştım, Türkçemi İlerletiyorum başlığı altında, sonra bunu değiştirdim. Arkın Yayınevi vardı, Ramazan Gökalp Arkın’ın böyle önde gelen… Kitabımı onun yayınevi basıyor, bende oraya gittim. Baktım, Osman Yalçın oturuyor, tanıdım. Osman Yalçın, Ramazan Gökalp Arkın’la arkadaşmış. Ramazan Gökalp Arkın, benim onu tanıdığımı ne bilsin. Osman Yalçın’a beni tanıttı: ‘Bak arkadaşımız Emin Özdemir, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretmen.’ İçimde bir dalgalanma oldu, yüreğimde bir dalgalanma. Birdenbire Arkın’ın odasından enstitüye kayıt olduğum o odaya gittim, orada buldum kendimi. Doldu gözlerim… Osman Yalçın’a, ‘Hocam, siz beni anımsamazsınız, ama benim hayatımda özel ve özgün bir yeriniz var,’ dedim. ‘Nasıl?’ dedi. ‘Pamukpınar’dan 1948 yılında mezun oldum, 1943 girişliyim,’ dedim. Anımsadı. Anlattım… Bu kez de gözlerinin dolma sırası Osman Yalçın’a gelmişti. Osman Yalçın, ‘Bak Ramazan, bak, Köy Enstitüleri’nin gücüne bak. O dünkü titreyen kavruk çocuğu nereye getirdi,’ dedi.

Hala bu olayı anlattığımda titrerim. Düşünüyorum da, Köy Enstitüleri üzerine çok şey söylendi; övülecekte çok şey söylenir, yerilecek de çok şey söylenir. Benim gibi 12 yaşındaki bir çocuğun sırtında taş taşımasını, ayrık toplamasını eleştirenler var. Ama o olmazsa ben olmazdım, ben okuyamazdım, buraya gelemezdim. Bunu hemen söz arasında söyleyeyim.” s.68-69

“Köy Enstitüleri Cumhuriyet’in köydeki soluğuydu”

Köy Enstitüleri olmasaydı okuma olanaklarının olmadığı belirten Özdemir, enstitüleri şöyle ifade ediyor: “Şimdiden baktığım zaman, Köy Enstitüleri gerçekten bir uyanış yuvasıydı. En azından köyden alınıyor insanlar, okuma yazma becerileri kazandırılıyor onlara, geliştiriliyor, tekrar köye gönderiliyorlardı. Köyü uyandıracak, aydınlatacak bir yuvaydı… Köy Enstitüleri, Cumhuriyet’in köydeki soluğuydu.” s.89

“Kitap deyince akla ben gelirdim”

Enstitüde dağıtılan ceketlerin yan ceplerinde kitap taşıdığını anlatan Özdemir, “Örneğin duvar örerken dinlenme verilirdi, dinlenirdik; biraz taş taşırdık, taş bitince taş taşıyanlar dinlenmeye geçerdi. O anda ben hep kitap okurdum. Adım Köy Enstitüsü’nde de biraz böyle kitapçılığa çıkmıştı… ‘Kitap kurdu’ gibi, ama kötü bir ad yoktu. Kitaba düşkündüm, kitap deyince akla ben gelirdim” diyerek anıyor o günleri. s.70-71

Özdemir, bir başka anısında ise Köy Enstitülerinin kurucularından İsmail Hakkı Tonguç’ enstitüyü ziyaretinde kendisini yanına çağırdığını ve cebinde taşıdığı kitapları ve başka hangi kitapları okuduğunu sorduğunu sonrasındaysa Tonguç’tan ‘aferin’ aldığını da anlatıyor.

“Köy Enstitüleri’nde kitabın yeri ekmekten önce gelirdi benim için”

Köy Enstitüleri’nin kuruluş amacının “Köyden aldığını eğitip tekrar köye göndermek” olduğunu ifade eden Özdemir bunu da şöyle açıklıyor: “Eğer öğrenci burada, köy yaşamının koşullarından uzaklaşırsa, tanımazsa onu, eski öğretmen okulları gibi, o zaman gittiği köyün koşullarına ayak uyduramayacak, yine eski öğretmen tipi çıkacak ortaya. Onun için hem kültür hem de iş dersleri bu durum göz önüne alınarak yapılıyordu. Yani bir ayağımız köyde, bir ayağımız işliklerde, bir ayağımız da ders kitaplarında. Böyle bir üçgen düşünün, bir üçgenin bir köşesi iş, bir köşesi kültür, bir köşesi köy koşullarının içinde yaşamak.”

Koşullar ne kadar ilkel olursa olsun bu koşullarda sanatsal etkinliklerin yapıldığını söyleyen Özdemir, öncelikli olarak halk oyunları oynandığını ve herkesin ilgisine göre bir oyunu oynadığını belirtiyor. Hafta sonu etkinlikleriyle bireysel becerilerin de gösterilebildiğini ifade eden Özdemir kendilerine mandolin, keman ve akordeon çalmayı öğrettiklerini de belirterek şöyle anlatıyor: “İşte böylesi bir halkın soluğuyla beslenen, halkın oyunlarıyla soluyan, onların içerisinde yer alan, ama aynı zamanda öğrencilerin müzik duyarlılığını, dil duyarlılığını, okuma duyarlılığını besleyen ve geliştiren bir sistem uygulanırdı.”

Enstitüde toplu ve serbest okuma saatleri yapıldığını anlatan Özdemir, toplu okuma saatleri sonrası kitaplarla ilgili tartışmalar yaptıklarını ve serbest okuma saatlerinde de kitaplıktan aldıkları kitap veya dergileri okuduklarını söylüyor. İş derslerine pek yatkınlığı olmadığını ve daha çok kitaba yöneldiğini belirten Emin Özdemir, yine o günleri şöyle anlatıyor: “Daha çok kitaba yöneldim, okumaya yöneldim ve hızla okuma zevkim gelişti… Gerçekten okuma zevkini kazanmıştım. O açıdan, Köy Enstitüleri’nde kitabın yeri ekmekten önce gelirdi benim için. Bana göre Köy Enstitüsü ruhunun bir özeti gibidir bu. Böylesi bir okuma zevki kazandırmıştı.”s.73-74

Haberi Duyur

Kısa Adres: http://gorunum.tk/22845
Yol: Ana sayfa » Yazılar » Köy Enstitüleri 79 yaşında… Enstitülü hocamız Emin Özdemir anlatıyor

Yorumla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

“BİR ÖYKÜ YAZ İÇİNDE ANKARA OLSUN” öykü yarışmasına başvurular başladı

Ankara Üniversitesi İLEFANKARA öğrenci topluluğunun düzenlediği “BİR ÖYKÜ YAZ İÇİNDE ANKARA OLSUN” öykü yarışmasına başvurular başladı. Yarışmaya Ankara Üniversitesi Cebeci kampüsünde okuyan öğrenciler ve mezunlar katılabilecek

Kapat