26 Temmuz 2020, Pazar - 20:39

  • google plus
  • twitter
  • facebook
  • rss

Soma’ya giden GÖRÜNÜM muhabirleri o günleri anlattı: “Tanıklık ettiğimiz acıyı ve öfkeyi gazetecilik sorumluluğuyla ortaya çıkarmaya çalıştık”

Tarih: 13 Mayıs 2020

|

Kategori:

|

Yazdır

|

Okunma: 155

Soma Maden Katliamı’nın üzerinden tam 6 yıl geçti. Toplam 301 madencinin ölümüne neden olan katliamın sorumluları ise hak ettiği cezayı almadı. Cumhuriyet tarihinin en fazla can kaybıyla sonuçlanan iş cinayetinin ilk günlerinde Soma’da bulunan GÖRÜNÜM eski muhabirleri o günleri ve Soma’da gazetecilik yapmayı anlattı.

Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan ve 301 madencinin ölümüne sebep olan maden katliamı tam 6 yıl önce bugün yaşandı. Sorumluların hak ettiği cezayı almadığı katliamın 6’ncı yıl dönümünde, katliamın hemen ardından Soma’ya giden Alkan Uçarsu, Ozan Çepni, Dilan Çiçek, Ekin Uluğ, Çiydem Dağdeviren ve Ankara’da haber merkezinde koordinasyonu yürüten Merve Filiz Yavuz ile konuştuk.

Alkan Uçarsu, Çiydem Değdeviren, Ozan Çepni ve Dilan Çiçek. (Solda sağa)

GÖRÜNÜM “Soma Özel Sayısı”

“Orada tanıklık ettiğimiz acıyı ve öfkeyi gazetecilik sorumluluğuyla ortaya çıkarmaya çalıştık”

Soma Katliamı’nın yaşandığı dönem Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü ikinci sınıf öğrencisi olan Alkan Uçarsu, o günleri şöyle anlattı:

“Biz GÖRÜNÜM’de çalışırken Soma katliamının olduğunu öğrendik. Orda onlarca hatta yüzlerce işçinin öldüğü haberleri gelmeye başladı. 14 Mayıs’ta okula gittiğimizde arkadaşlarımızla Soma’ya gidebilir miyiz, gidersek nasıl olur diye konuşmaya başladık. Gökhan Hoca (Görünüm danışman hocalarından Gökhan Bulut) ve Dekan Abdülrezak Altun ile görüştük, gitmemiz onaylandı. Dört arkadaş 14 Mayıs gecesinde yola çıktık. Ekin daha önce gitmişti arabasıyla. 15 Mayıs sabahı Soma’ya indik ve iner inmez çalışmaya başladık. Ben ağırlıklı olarak şehirde çalıştım, diğer arkadaşlarım madendeydiler. Bir arkadaşımın amcası Türkiye Kömür İşletmeleri’nde çalışıyordu, çok da tanıdığı vardı. Onun sayesinde Soma’yı tanıma ve Soma’daki insanlarla rahat iletişime geçme imkânımız oldu. Tabi aynı zamanda Ankara’da tanıdığımız gazeteciler de vardı. O gazetecilerle dayanışma içerisinde olduk. Hiçbir üniversite ikinci ve üçüncü sınıf gazetecilik bölümü öğrencilerinin yaşayamayacağı bir deneyimdi. Ciddi bir gazetecilik deneyimini yaşanmaması gereken bir kazada yaşamış olduk. Soma gazetecilik yaşantımızın ilk en büyük gazetecilik olayıydı diyebilirim. Oradan döndükten sonra çıkardığımız Soma Özel Sayımızda bizim için çok değerliydi çünkü ana akım medyada yer almayan haberleri yazdık. Orada tanıklık ettiğimiz acıyı ve öfkeyi gazetecilik sorumluluğuyla ortaya çıkarmaya çalıştık. Bizim için tekrarı mümkün olmayan bir deneyim olmuş oldu umarım da bir daha olmaz. Soma katliamında beraber çalışma şansımız olan arkadaşlarımla Gazete Rüzgârlı isimli bir internet gazetesi oluşturduk. Bu yılın ikinci ayında yayın hayatına başladı. Şu anda orada gazetecilik yapma çabasını sürdürüyoruz. Bu çabada da Soma’da yaşadığımız deneyimin yansımasını ortaya çıkarmaya çalışıyoruz.”

Ozan Çepni, Selçuk Kozağaçlı’dan demeç alıyor.

“Orada tecrübe ettiğimiz her şey bize nerede durmamız gerektiğini öğretti”

Gazetecilik Bölümü’nde ikinci sınıf öğrencisiyken Soma’ya giden Ozan Çepni ise Soma’daki deneyimini şöyle anlatıyor:

“Biz o zaman GÖRÜNÜM’de yeni öğrencilerdik, haber yazmayı öğreniyorduk. Bir yandan da etrafımızı yorumlamak gibi bir derdimiz vardı. Gezi Dönemini yaşamıştık, süreci takip etmiştik. Peşinden Soma geldi zaten ve fakülteye geldiğimizde şöyle konuştuk: ‘Bizim buraya gidip takip etmemiz lazım bir gazeteci olarak.’ Bir gazetecinin hayatında yaşayabileceği çok ender toplumsal kırılma anlarından bir tanesidir bu, ‘gidip bunu takip etmemiz lazım’ dedik. Ardından Gökhan Hoca’yla konuştuk o da bu konuda bize destek verdi. Buradan 5 arkadaş Soma’ya gittik, aslında 4 arkadaş gittik bir tanesi oradaydı. Orada gazeteci olarak bilmediğimiz, yaşamadığımız, aklımıza dahi gelmeyecek birçok şeyi yaşama imkânı bulduk. Haber için ‘girilemez, yapılamaz’ denilen yerlere girmeyi orada öğrendik. Madenin içinde yattık, ‘konuşulamaz’ denilen insanlarla gittik konuştuk. Belki daha küçük bir gazeteydik ama temel derdimiz o gün ve bugün hala aynı: Medyada anlatılmayan, söylenemeyen, söylenemeyecek gerçekleri bir şekilde gazetecilik süzgecinden geçirip halka ulaştırmak. O gün de aynısını yapmaya çalıştık. Gerek maden önünde gerek köylerde olsun hayatını kaybeden ailelerle görüştük. Bize ne gibi bir katkısı oldu? Bütün bir devlet mekanizmasının kriz anlarında nasıl işlediğini orada gördük, orada deneyimledik. Sonrasında yaşadığımız bütün gazetecilik deneyimlerinde gerek Ankara’daki patlamalarda gerek daha büyük olaylarda hep Soma’daki tecrübelerimiz bizi ileri itti. Orada tecrübe ettiğimiz her şey bize nerede durmamız gerektiğini öğretti. Bunun yanında çok ciddi izler de bıraktı bizde. İnsanların görüp duymak istemediği her şeyi görüp, duyup, yaşamak ve tecrübe etmek durumunda kaldık. Hayatımızda iz bıraktı o gün yaşananlar ve şu an oradan öğrendiklerimizle gazetecilik yapmaya devam ediyoruz.”

“Madenden kendi başına çıkan bir işçiyle görüşmeye gittiğimizde hüngür hüngür ağlıyorduk”

O günlerde Gazetecilik Bölümü’nde üçüncü sınıf öğrencisi olan Dilan Çiçek, Soma’da yaşadıklarını şu cümlelerle anlattı:

“13 Mayıs sabahında Soma faciasının haberini aldık. O sırada GÖRÜNÜM’deydik, muhabir refleksi ile gitmemiz gerektiğini düşündük. Bunun GÖRÜNÜM’de görünmesi gerektiğini düşünmüştük, Gökhan Hoca’ya böyle bir teklifte bulunduk. Günü kurguladık, Soma’da yapacağımız şeyleri kurguladık. Soma’yı da bilmiyoruz açıkçası, hepimiz ilk defa gidiyoruz. Nerede ne var, nerede ne yapılır, nereye gitmemiz gerek, hangi kurum nerede? Bunları da bilmiyoruz. Abdülrezzak Hoca’nın da bize çok fazla destekleri oldu. İLEV‘in destekleriyle Soma’ya gönderildik. Çok sıkıntılı bir dönemdi, Soma’da bir söylenti çıkmıştı: ‘Şehir dışından provokatörler gelecek, daha önce görmediğiniz değişik tipler. Bunlara karşı dikkatli olun.’ Soma’ya gittiğimizde söylentileri duyan halktan da böyle bir bakış gördük. Çok fazla kabullenmediler, kabullenmek istemediler bizi. Konuşmak istemediler, korktular, çekindiler. Bizde bu söylentileri duyduğumuz için tedirgin olduk. Hiç bilmediğimiz bir yer, hiç kimseyi tanımıyoruz, nereye sığınacağımızı bilmiyoruz, başımıza her türlü şey gelebilir. Okuldan bir arkadaşımızın amcası, hangi kurum nerede, sığınabileceğimiz yerleri, lokasyonları bize gösterdi. İlk gün birçok yeri gezdik. Nerede, ne oluyor, ona bakmak istedik. Beş kişi olarak ekiplere ayrıldık. İki kişi maden önüne gitti, iki kişi başka bir yere gitti, bir kişi Eğitim Sen’deydi. Madende kalan iki arkadaşımız vardı; Ozan ve Ekin. Bir gece madende kaldılar. Orada yaşanan şeyleri, maden içerisinden çıkarılan işçileri takip ettiler. Onların durumu, biz şehir merkezinde olanlara göre daha sıkıntılıydı. Çünkü madenden çıkan cenazeleri sayıyorlardı. Oraya gittiğimizde biz profesyonel gazeteciler değildik. Profesyonel gazetecinin nasıl davranmasına dair bir fikrimizde yoktu açıkçası. Birçok sıkıntıya şahitlik etmiş olan gazetecilerin yaşadığı mesleki yabancılaşmayı henüz yaşamamıştık. Biz madenden kendi başına çıkan bir işçiyle görüşmeye gittiğimizde hüngür hüngür ağlıyorduk. Bu mesleki anlamda doğru değil ama en azından duygularımızı yitirmemiş olmayı ben iyi bir şey olarak değerlendiriyorum. Maden girişinde oturuyoruz, çalışmalar yapılıyor. AFAD orada, ambulanslar orada, bir yandan Bakan geliyor, açıklama yapıyor. Bir anda her şeye bakarken madenin giriş kapısından çıkarılan cenazeleri sayıyor olmak bizim için büyük bir şoktu. Kendi kendimize ‘biz ne yapıyoruz burada?’ dedik. Ölü bedenleri sayıyoruz, bu ne kadar doğru? Değişik bir ruh hali içerisindeyiz, tam olarak ne yaptığımızı da ne yapmamız gerektiğini de bilmiyoruz.  Biz cahil cesaretiyle, bir işin içine girdik ve yapmamamız gereken birçok şeyi de yaptık. Profesyonel bir gazeteci olarak oraya gitseydik, bunların hiçbirini yapmayacaktık. AFAD ekiplerine, maden sorumlularına, ‘lavaboya gitmemiz gerekiyor’ deyip, madene girip orada bir şeyler aramaya başladık. Bunları yapmamamız gerekiyordu belki de ama yaptığımız için pişman mıyım? Hayır değilim. Bunu anca o zaman yapabilirdik. O cahil cesaretiyle yapabilirdik, başka hiçbir cesaretle yapamazdık. Bugün ben oraya gitsem aynı cesareti gösteremeyeceğimi biliyorum. İktidarın elinde olan medyada oradaki gerçeklerin görülmeyeceğini, her şeyin olduğu gibi yazılmayacağını o kadar eminsin ki bunun bir şekilde duyulması gerektiğini kendinde bir borç biliyorsun. Evet, profesyonel bir gazeteci değilsin, hala öğrenen, okulda dirsek çürüten bir öğrencisin ama bu durumun farkında olmak, bunu kendine borç olarak bilmekle alakalı bir şey. Okuldan sonra medya alanında kendime bir yer bulamadım. Gazetecilik yapmak en büyük hayalimdi. Bir süre uzak kaldıktan sonra mezun olan arkadaşlarımla beraber bir site açtık: Gazete Rüzgârlı. Hepsi okul arkadaşım, hepsi beraber mesai harcadığım insanlar. Orada gazetecilik yapma isteğimi devam ettiriyorum.”

Alkan Uçarsu, Ozan Çepni, Ekin Uluğ, Çiydem Dağdeviren ve Dilan Çiçek. (Soldan sağa)

“Soma dışında hiçbir mesele içinde kendimi hiç gazeteci gibi hissetmedim”

Gazetecilik Bölümü’nde üçüncü sınıftayken Soma’ya habercilik yapmaya giden Ekin Uluğ, yaşadıklarını şöyle ifade etti:

“Soma Faciası gerçekleştiğinde arkadaşlarla haberleri takip ediyorduk, sayılar yavaş yavaş artmaya başlamıştı. İkinci gün fakültedeki arkadaşlarımın çoğuna yazdım. “Hadi gidelim!” diye. Birçok arkadaşı ikna etmeye çalıştım birçoğu ikna olmadı o esnada. O gün eylem vardı. Eyleme katıldık, eylemde habercilik yaptık. Sonrasında o akşam ben dayanamadım, yalnız başıma yola çıktım. Soma’ya varmadan evvel Kırkağaç mevkiinde çok uykum gelmişti artık, çok uzun zamandır araba kullanıyordum. Bir köy kahvesine girmiştim. O köy kahvesinde TRT’dendi yanlış hatırlamıyorsam bir haberci ekibiyle karşılaştım. Ben de hafif onları biraz dinledim. Haberci olduklarından emin olduktan sonra yanlarına yanaştım çünkü Soma’ya giriş çıkışlarda problem olacağını tahmin ediyorum. Adamlara yanaştım, ‘Ben, Ankara’dan geldim. Öğrenciyim. Girişte çıkışta sorun oluyormuş, bir bilginiz var mı?’ Onlar da bir arabada 5 kişi gidiyorlar. ‘Sen bizi takip et. Bir iki kişiyi de sana gönderelim’ dediler. O ekibin şefi benim arabaya geldi. Onun sayesinde de güvenlik kontrollerini geçtim. İki tane jandarma kontrol noktasından geçmen gerekiyor. Sarı basın kartı talep ediyorlar. Tabi bizim o dönem yoktu. Soma’ya girdikten sonra o gece arabada uyudum. Orada yaşadıklarımın, duyduğum hikâyelerin hiçbirini unutamadım. Orda bekleyen insanların içinde olmak çok kötü hissettiriyor çünkü madenden sürekli olarak birileri çıkartılıyor ve üçüncü günden sonra artık canlı çıkmayacaklarını bildiğin insanları bekliyorsun. Eşlerini, babalarını bekleyenler de artık canlı çıkmayacağını bilerek bekliyor. Bekleyişin rengi değişiyor. Bu çok zordu. Öte yandan orda tehdit edildim. O da çok ilginç bir şey hissettirmişti. Bu korku veya rahatsızlık değildi ama 301 kişinin öldürüldüğü bir facianın hemen sonrasında egemenlerin nasıl da kendilerini savunmak için mevzilenebildiğini, oraya partilerini, sorumlularını gönderip hâkim ideolojiyi korumak için nasıl çaba sarf ettiklerini ve gazetecileri bu uğurda nasıl tehdit edebildiklerini görmek de çok enteresandı. . İlk geceydi. Öğretmenevinde yakınlarını kaybedenler ve bekleyenler ile iktidarın temsilcileri arasında bir husumet çıktığına dair haber aldım, oraya geçtim. Öğretmenevinde o gece haber yapmamam için tehdit edildim. Şöyle demişlerdi: ‘Soma’yı hemen terk et, senin kanını dökeriz’ Sonrasında aynı insanlar DİSK eylem koyduğunda da sokağa çıktılar ve sopalarla eylem yapan insanları kovaladılar. Sonrasında aynı insanların polislerle sarmaş dolaş olduğunu gördük. Ben GÖRÜNÜM muhabiri olarak gitmedim oraya. Ben gittim, ardından benim görevlendirmem geldi. İşin gerçeği Soma benim ilk ve tek gazetecilik faaliyetiydi diyebilirim. Diğerlerini doğru düzgün bir gazetecilik faaliyeti veya İLEF’te aldığımız formasyon doğrultusunda yapmaya değer bir gazetecilik faaliyeti olarak görmüyorum. Soma dışında hiçbir mesele içinde de kendimi hiç gazeteci gibi hissetmedim. Soma’da bizim yaptığımız başından sonuna kadar gerilla haberciliğiydi. Öğrencisin bu esnada, basın kartın yok. Birçok akredite insan bile oraya girmekte çıkmakta çok zorluk çekiyordu. Pek çok güvenlik koridorunun ötesine geçebilmiştik. Bunu sürekli olarak kişisel becerilerimizle, okulda sana öğretmedikleri ve öğretemeyecekleri şeylerle yapmak zorundaydık. Kuralların ve yasaların sana hiçbir zaman yardım etmediği, çevrenin sana hiçbir şekilde yardım edemeyeceği, tanıdıklarının olmadığı bir yerde gazetecilik yapmaya çalışıyorsun. Bu çoğu zaman senin kişisel yeteneklerine ve biraz da kurnazlığa bakıyor. Mezun olduktan sonra gazetecilik alanında iş aradım ve bulamadım. İşsizim.”

“Öyle bir deneyimi de o yaşta yaşadıysam ve elimden geleni yaptıysam, bugün de onu yapmakla yükümlüyüm”

O dönemde Gazetecilik Bölümü ikinci sınıf öğrencisi olan Merve Filiz Yavuz, muhabir arkadaşları Soma’dan muhabirlik yaparken, kendisinin de Ankara’da yazı işlerinde büyük mesai harcadığı o günleri şöyle anlattı:

“Soma… Oradaki deneyimsizliğimiz, heyecanımız… Yaşanan duygu yoğunluğuyla bir araya gelince çok farklı bir deneyim kazandırdı bizlere. Konuyla ilgili çok duygusal bir ağırlığı olmuştu zaten ve bu üstümüze bir sorumluluk yükledi. Bugün bile Soma haberi yazarken aynı duygularla ve heyecanla yazdım. Bizim alana giden ekibimiz ve büroda kalan yazı işleri ekibimiz vardı. Ben yazı işleri ekibindeydim. Yazı işlerinde kalmak o zaman beni üzmüştü. Ben gitmeyi istemiştim ama başka bir ekip kuruldu. O zaman yazı işlerinde kalmak, bilgisayar başında, telefon başında beklemek çok önemli gelmemişti bana, yeterli görülmedim diye üzülmüştüm. Çünkü o işin önemini bilmiyorsun. Yaşımız küçüktü, okulda da yeniyiz. Ne yapacağız bilmiyoruz, duygularımızı gazeteciliğe nasıl aktaracağız nasıl iç içe geçireceğiz bilmiyoruz. Hepimiz çok öfkeliyiz, çok üzgünüz. Bir kere GÖRÜNÜM’de böyle bir şey deneyimlemek herkesin bulabileceği bir şey değildi. Ben eğer bunu GÖRÜNÜM’de deneyimlemeseydim ve alanda böyle bir olay başıma gelseydi muhtemelen yapamazdım. Çünkü ekip olarak kimse bir şey bilmiyordu, herkes birbirinin gözünün içine bakıyordu. Gökhan Hoca’yla çalışmak da öğreticiydi. Bir yandan çok şanslıyız böyle bir şeyi birlikteyken deneyimlediğimiz için. Bir yandan GÖRÜNÜM’de olmanın bizim için çok büyük bir sorumluluğu ve şansı vardı. Sonra biliyorsun Soma özel sayısı çıktı hatta. Daha dün gece hepsini tekrar okudum. O zaman yapılan işin heyecanıyla fark edemiyorsun aslında ne yaptığını, belki de kıymetini bilmiyorsun. Şu an onu okuduğumda tekrar diyorum ki o kadar deneyimsizlikle nasıl cesaret etmişiz? Demek ki bir arada olunca bunları yapmak daha kolay oluyormuş. Hatta Soma ile ilgili kısa bir anım da var. Soma’dan tam bir yıl sonra 13 Mayıs 2015’te Soma muhabirlerinden Ozan’la büroda oturuyorduk. Soma ile ilgili bir haber yapmak aklımıza gelmemişti, o haber pratiğini henüz öğrenememiştik. Hoca geldi ve neden herhangi bir haber girişiminde bulunmadığımızı sormuştu. Biz bir şey diyemeden ‘Aferin arkadaşlar!’ deyip çıkmıştı bürodan. Konu Ozan’la, hocayla ya da benimle ilgili değildi. Gazeteci olmaya çalışıyoruz, gazetecilik yapmaya çalışıyoruz, GÖRÜNÜM’de o yüzden duruyoruz. Ama gerçekten bizim hayatımızın, belki de meslek hayatımızın bir daha deneyimlenemeyecek, deneyimlenmemesini umduğumuz bir dönüm noktasını yaşıyoruz ve onun bir yıl sonra haberini yapmamıştık. Sonra tabii ki GÖRÜNÜM bitti, ben çeşitli yerlere savruldum. Ozan işini yapabildi. Kendi alanın olmuyor artık, Soma’yla ilgili haber yapsan haberini kim girecek? Bir yerde çalışacaksın ki yapacaksın. Büyük bir şanstı GÖRÜNÜM’de olmak. Şimdi aynı şansı Gazete Rüzgârlı’da da bir nevi yaşıyoruz. Okunsa da okunmasa da paylaşılsa da paylaşılmasa da ben kendime ‘gazeteciyim, muhabirim’ diyorsam ve öyle bir deneyimi de o yaşta yaşadıysam ve elimden geleni yaptıysam, bugün de onu yapmakla yükümlüyüm. Başka bir açıklaması yok bunun. Benim açımdan böyle bir deneyimi var Soma’nın.”

Çiydem Dağdeviren haber için bir görüşmede

“Yaşadığımız deneyim bir gazetecinin en acı verici olayda dahi dışarıdan bakarak, sürece katkı sağlamak için elinden geleni yaptığı bir andı”

Çiydem Dağdeviren, Soma’ya muhabirlik yapmaya ekibinin içinde olan bir diğer isim. Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü 2’nci sınıf öğrencisiyken gittiği Soma günlerini şöyle anlattı:

“Biletlerimizi kendimiz alarak yola çıktık. Sanırım 5 arkadaş gitmiştik. Gittiğimizde ne yapacağımızı bilemez haldeydik çünkü sürekli ağlamalar, üzgün insanlar, okunan selalar bizi çok etkiliyordu. Yarı ağlamaklı yarı dirayetli bu işe koyulduk. Yapmamız gereken gazeteciliğin farkında olarak görüşmeler yapmaya başladık. Ben kendi adıma sürekli ağlama sınırında bu süreci yaşadım, uzun bir süre de bunun etkisinden kurtulamadık. Olay yerine yaklaşamıyorduk, içeri zaten almıyorlar, görüştüğümüz insanlar olayın etkisi ile çok üzgünler. Bu durum da bizi çok etkiliyordu ama işimizi yaptığımızı ve üstesinden geldiğimizi düşünüyorum. Ben ve arkadaşlarım çok özgüvenle çalıştık. Aynı şekilde Ankara ayağını idare eden arkadaşlarımız da bu süreci çok iyi yönetmişti. Ses kayıtları aldık, bol bol fotoğraf çektik. Her ayrıntıyı her noktayı düşünerek yaklaştık her şeye çünkü her ayrıntı bizim için çok kıymetliydi. Bu süreci yaşamak çok acı verici ancak yaşadığımız deneyim ve olaya karşı duyduğumuz soğukkanlılık bir gazetecinin en acı verici olayda dahi dışarıdan bakarak, sürece katkı sağlamak için elinden geleni yaptığı bir andı. Şu an ise kuaför olarak çalışıyorum.”

 

Haberi Duyur

Kısa Adres: http://gorunum.tk/28133
Yol: Ana sayfa » Yazılar » Soma’ya giden GÖRÜNÜM muhabirleri o günleri anlattı: “Tanıklık ettiğimiz acıyı ve öfkeyi gazetecilik sorumluluğuyla ortaya çıkarmaya çalıştık”

Yorumla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Riva Deresi için imza kampanyası başlatıldı

Kocaeli Yarımadası’nda bulunan Riva Deresi bölgedeki fabrika atıkları ve çevre illerin lağım suları yüzünden büyük tehlike altında.

Kapat