24 Ağustos 2017, Perşembe - 05:32

  • google plus
  • twitter
  • facebook
  • rss

Misafirlikten ev sahipliğine

Tarih: 15 Mart 2012

|

Kategori:

|

Yazdır

|

Okunma: 267

Türkiye ve Almanya arasında 31 Ekim 1961 tarihinde imzalanan anlaşmayla ilk Türk işçi kafilesinin Almanya’ya gidişinin üzerinden yarım asır geçti.

Misafirlikten ev sahipliğine

2011 yılında 50 yıllık geçmişi geride bırakan Türk-Alman işçi alımı anlaşmasıyla gerçekleşen göç, kimi zaman hüzünlü kimi zaman trajik kimi zaman da başarılı hayatlara tanık oldu.İkinci Dünya Savaşı sonrasında Alman ekonomisinin hızlı gelişmesi ve savaşın sonucuna paralel olarak ülke nüfusunun işgücündeki yetersizliği, Almanya’da işçi açığını ortaya çıkardı. 13 Ağustos 1961’de Doğu Almanya’nın Berlin Duvarı’nın inşaatına başlamasıyla birlikte ülkede var olan işçi sıkıntısı ciddi boyutlara ulaştı.

Alamancılar kuşağı

Alman yöneticileri ülkedeki işçi açığını kapatabilmek için Türkiye’nin de içinde bulunduğu sekiz ülkeyle yaptığı işgücü anlaşmalarıyla bu sorunu çözdü. Yapılan Türk-Alman İşçi Gücü Anlaşması çerçevesinde müzakerelerde, Türk işçilerinin Almanya’da iki yıl süreyle kalıp çalışmaları ve yeni gelecek işçilerle yer değiştirmeleri hedeflendi. 1964 yılında ise bu madde iptal edilerek Türk işçilerinin Almanya’da kalma süreleri uzatıldı. Bu maddenin değişmesiyle birlikte Almanya’da yaşayan Türklerin sayısı her geçen gün arttı. Konuk işçilikten ev sahipliğine dönen bu göç, “Alamancılar” olarak anılan yeni bir kuşağı doğurdu. 1961’de başlayan bu serüven milyonlarca kadını ve erkeği Almanya’ya davet etti. Türkiye’den Almanya’ya gitmek isteyen işçiler, Türkiye’deki iş ve işçi bulma kurumlarına başvurarak burada yapılan mülakat sonucu Almanya’da çalışmaya hak kazanıyordu. 1964 yılında Stuttgart’a giden işçilerden biri olan Rasim Uğur, “Zonguldak İş ve İşçi Bulma Kurumu’na başvurdum. Mülakat için gittiğimde gelen işçilerin avuç içlerine bakıyorlardı. Nasırlı olanlar kabul ediliyor, olmayanlar ise reddediliyordu” dedi

“Çuf çuf diyerek tren sesi çıkarttığımızda anlaşabiliyorduk”

Daha çok kırsal bölgelerden göç eden ve sosyoekonomik düzeyi düşük olan “Alamancılar”, yabancı oldukları farklı bir kültür ve toplumsal değişimle karşılaştı. Giden işçiler, kültürüne günlük yaşamlarında yabancı oldukları Almanya’da, dil bilmemeleri nedeniyle haklarını arayamama gibi problemler yaşadı. 1968’de Duisburg’a giden Muhittin Çakır, İstanbul Sirkeci Garı’ndan Münih’e ulaşmak için iki gün, üç gece yolculuk yaptığını, Münih’de bir tercümanın karşıladığını, bekarların kaldığı “Heim” denilen baraka şeklinde yerlerde kaldıklarını belirtti. Almanca bilmediklerini belirterek devam eden Çakır, “İlk iş günü bitiminde Heim’e gitmek için tren istasyonuna ulaşmamız gerekiyordu ama tren istasyonunun nerede olduğunu soramıyorduk. Tercümanımız yanımızda olmadığı için işyerimizdeki sorumlularımızla anlaşamıyorduk. Çuf çuf diyerek tren sesi çıkarttığımızda anlaşabildik” açıklamasını yaptı. Eşiyle beraber geçici görev için 10 yıl Almanya’da yaşadıklarını belirten Hikmet Gökçeoğlu ise, “Almanya’da yaşayan Türkler için en büyük sorun dildi. Markete gittiğimizde ne istediğimizi anlatamıyorduk. Ne alacağımızı, evde sözlüklere bakarak kâğıda yazıyorduk. Belirli kurumlarda Türkçe bilen tercümanlar vardı. Hastaneye gittiğimizde sıkıntımızı tercümanlara anlatıyorduk, onlar da doktora söylüyorlardı ama özel hayatımızda tercümanı her zaman bulamıyorduk” diye konuştu. Almanlarda komşuluk kültürü olmadığını söyleyen Gökçeoğlu Almanlar için, “saat 22.00 olduğunda yatıp sabah erken kalkarlardı. Yılbaşı, doğum günleri gibi özel günler hariç birbirilerine gidip gelmezler” şeklinde konuştu. Diline, kültürüne, yabancı oldukları ülkede birçok yönden sıkıntı çektiklerini belirten Türk Alman işçisi Şaban Durak, Almanya’daki Türklerin yemek alışkanlıklarından şöyle bahsetti: “Domuz eti yiyemiyorduk. Aramızda toplanarak bir hayvan alıp inançlarımıza uygun kesip yiyorduk” dedi ve devam etti: “Bulunduğumuz yerde cami de yoktu.  Türkleri seven bir Alman, fötr fabrikasını bize sattı ve o fabrikayı cami yaparak ibadetlerimizi burada yapmaya çalıştık.”

“İşverenler Türk işçilerden memnundu”

Durak,  patronuna iş yerinden ayrılmak istediğini söylediğinde çok üzüldüğünü, patronunun Türkiye’ye dönmesini istemediğini belirtti. İşverenler Türk işçilerden çok memnundu diyen Durak, Alman işçilerin işten kaytardığını ve özenli çalışmadıklarını söyledi. Almanya’ya giden ilk iki kuşağın, Almanlar tarafından ilgiyle karşılandığını dile getiren Durak şöyle devam etti: “İşverenler Türk işçilerden oldukça memnunlardı. Türk işçilerin Alman ekonomisindeki yeri ve katkısı büyüktü fakat 80’li yılların ortalarına doğru Almanya’da yabancı düşmanlığı baş gösterdi.”1965’te Solingen’e giden ve Almanya’da yaşamaya devam eden İbrahim Taşdelen “Almanlar Türkleri severdi, ellerinden geldiğince yardım etmeye çalışırlardı. Yeni nesil dazlaklar Türklere düşmandı. İşverenler genelde Türk işçileri çalıştırmayı tercih ediyorlardı” dedi.

Türk evleri kundaklandı

Üç ırkçı Alman genci, Mölln kentinde Arslan ailesinin evini gece kundaklayarak üç kişinin ölümüne neden oldu. 1993 yılında Solingen’de Genç ailesinin evi, ırkçı Alman gençleri tarafından kundaklandı ve beş kişi öldü. Eylemler bunlarla kalmadı. Almanya’nın çeşitli kentlerinde yine Türklerin evleri ve dernekleri kundaklandı. Almanya da 1970’lerde yaşanan dünya ekonomik krizinden, büyük ölçüde etkilendi. Almanya Federal Hükümeti 1974 yılında, “Anwerbestopp” olarak adlandırılan yabancı işçi alımını durdurdu. Almanya’daki Türk sayısını azaltmak amacıyla 1984 yılında “Geri Dönüşe Teşvik Yasası” çıkartıldı. Bu yasayla tahminen 290 bin dolayında Türk vatandaşı Türkiye’ye döndü ancak uygulanan bu stratejiler Türk nüfusunun değişiminde önemli bir rol oynamadı. 60’lı yıllarda daha çok tek yaşayan erkek işçi nüfusu, yaşadıkları süre içerisinde ailelerini de yanına aldı. Almanya’da nüfus düzenli olarak artmaya devam etti. Alman İstatistik Kurumu’nun verilerine göre çifte vatandaş veya Alman vatandaşı olan Türkleri kapsamayan bir araştırmasında, 2011 yılı başında Almanya’da yaşayan Türklerin nüfusu 1 milyon 658 bin 83 olarak hesaplandı. Türkler genellikle Düsseldorf, Köln, Stuttgart, Heidelberg, Mannheim ve Münih gibi şehirlerde yaşıyor.1961’de misafir işçi statüsünde başlayan Türk işçilerinin göç hikâyesi, yarım asrı geride bıraktı. Almanlar ev sahipliği rolünü üstlenen Türk işçileri, bu süre içerisinde toplumun bütün kademelerinde yer alarak Almanya’daki yerlerini korumaya devam ediyor.

Haberi Duyur

Kısa Adres: http://gorunum.tk/909
Yol: Anasayfa > Yaşam > Misafirlikten ev sahipliğine

Yorumla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

osym_cevap
LYS 2017 tercih kılavuzu yayımlandı: İLEF kamuda birinci

Yükseköğretim programları ve kontenjanları 2017 kılavuzu yayımlandı. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından üniversiteli adaylarına ön bilgi vermek için hazırlanan kılavuza göre üniversite tercihleri 18-26 Temmuz arasında yapılabilecek.

Kapat