26 Haziran 2017, Pazartesi - 05:54

  • google plus
  • twitter
  • facebook
  • rss

Üniformanın istifa hakkı

Tarih: 11 Eylül 2012

|

Kategori:

|

Yazdır

|

Okunma: 222

Onlar, girmenin zor ve çıkmanın imkânsız olduğu bir yola düşenler, hayatlarını ‘kölelik’ olarak nitelendirdikleri bu ‘angaryadan’ kurtarmanın peşindeler.

Üniformanın istifa hakkı

Fotoğraf: Atilla Köklü

Çocuktunuz, hafızanızın kendinizle ilgili barındırdığı ilk flu görüntülerden bu yana en çok duyduğunuz sorunun da muhatabıydınız: “Büyüyünce ne olacaksın?” O kadar özgürdünüz ve masumdunuz ki, vereceğiniz en uçuk cevap bile tatlı gülümsemelerle iltifat görüyordu. Astronot da oluyordunuz, doktor da. Canınız mı sıkıldı? Denizler kâşifi bir kaptanlığa sınavsız yatay geçiş yapıveriyordunuz.

İşte tüm bu özgürlüğün, sorumsuzluğun ve uçarılığın tam ortasındayken bazılarımıza aynı soruyu devlet sordu. Bütün çocukluk hayalleri ve ilk gençlik heyecanlarıyla “Asker!” deyiverdiler. Devletin nazarında aklının her şeye tam erip ermediği belli olmayan, hayat tecrübesi yetersiz, haklarını tek başına kullanamayacak durumda olan 18 yaşından küçük çocukların devlete verdikleri bir cevaptı bu.

Zira Türk Medenî Kanunu’nun 10. Maddesi’nde denilmiştir ki: “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” Bir madde sonra, 11. Madde ne diyor peki?

“Erginlik 18 yaşın doldurulmasıyla başlar.” Ve noktayı 16. Madde koyuyor: “Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler.” Belki henüz bıyıkları bile terlememiş saf bir çocukluk telâşı ile verilmiş olan ‘Asker!’ cevabının Türk Medenî Kanunu çerçevesindeki değeri işte bu kadardır. Ama gelin görün ki, kazın ayağı öyle değil.

Bu cevabı verenlerden biri de “Hasan K.” isimli fotoğraf sanatçısı. Çocukluğundan bugünlere hatırladığı en önemli şey, kalabalık aile toplantılarında ve bayram günlerinde hep asker selâmı vererek çevresine gülümsediği zamanlar. Aile büyüklerinin yüzündeki o mağrur ve şevkli gülümseyişlerle aldığı cevapların verdiği motivasyonla, güle oynaya askerî liseye hazırlandığını anlatıyor. Sonrasında ise ilk gençlik tüylerinin bitmeye başladığı yüzünde patlayan bir tokada dönüşmüş hayal kırıklıkları dökülüyor ağzından ve kenetlenmiş dişlerinin arasından… “İnsan olmamak, insana dair her şeyi ezip geçmek, benliğinizi yok etmek üzerine kurulu bir yaşayıştı” diye özetlediği askerî lise yaşamını milyonlarca kez terk etmek istediğini, yatılı kaldıkları okul yatakhanelerinde hıçkırıkların ‘adeta kanon yaptığını’, ama devasa tazminat bedelleriyle el ele vermiş toplumsal tabuların ve kaçmışlık, yenilmişlik hissinin üstesinden kimsenin gelemediğini anlatıyor. Ve sonrasında, bu sürecin daha da ağdalanarak harp okulu yıllarına sirayet ettiğini söylüyor.

Fakat diye devam ediyor: “Hiçbir süreç, mesleğe başladıktan sonrasıyla kıyaslanamaz.” Mesleğe atılan ilk adımla birlikte, yıllar boyunca hoyratça eğilip bükülmüş genç insanların kurtlar sofrasına atıldığı bir çağ başlıyor. Üstlerin rütbeleri büyüdükçe Tanrılaştıkları, astların kıdemleri büyüdükçe hırpanileştikleri, eratın baştanbaşa bir faciayı teşkil ettiği bir büyük kaosun tam ortasında bulmuş kendini. İki dudak arasında geçen bir yaşamı düşünün, sadece basit bir emir komuta zinciri değil, insanlığın, hukukun ve alınıp verilen tüm nefeslerin dahi iki dudak arasında hapis edildiği bir sistem. Öyle ki, Askerî Ceza Kânunu’ndan alınan Ortaçağ feodal beylerine özgü yetkilere dayanılarak tek bir cümle ile insanların haftalarca berbat koşullarda hapsedildikleri, hürriyetlerinin bağlandığı bir sistemi düşünün. Halı saha maçında sürtüştüğünüz ve rütbesini bile bilmediğiniz birisinin sizi oracıkta 14 günlük hapis cezasına çarptırdığını düşünün. Ne bir mahkeme, ne bir suçlama, ne bir şahit, ne bir savunma var. Bunun için sadece iki dudak yeterli, âmir dudakları.

Birçoğu ailelerinin onlar adına verdiği kararla asker olmuş. Okul sürecinde devletin onlar için harcadığı parayı tazminat olarak ödeyip vazgeçme ihtimali var. Fakat 50 bin lira, 80 bin lira gibi rakamlar ailelerin çoğu için çok büyük. Bu ne demek? Okul bitecek ve 15 yıllık mecburî hizmet başlayacak. Askerliği severek yapanlar vardır. Fakat yıllar içinde mizaçlarına uymadığını anlayan, büyüdükçe militarizmi sorgulayan, kurumun işleyişine dair itirazları olanlar ne yapacak? 36-37 yaşına kadar istifa etme hakları yok. Yüz kızartıcı suçlar işleyerek atılmayı tercih etmezlerse tek yol izin tecavüzü yaparak firar etmek. Bildiğiniz kaçak hayatı. Bu travmatik ve zorlu sürece en az bir buçuk ila iki yıl dayanmak zorundalar. Bu süre sonunda ordudan atılıyorlar. Ama yine de mahkemeye veriliyorlar ve önlerinde altı ay hapis cezası duruyor.

Yaşayan örneklerinden dinleyelim,

“Efsane komutan olmak istemedim”
Bir yılın sonunda bana uygun olmadığını anladım. Güneydoğu’da zor zamanlar yaşadık. Askerlerimizden şehit olan oldu, bazı gerçekleri sorguladım. Efsane komutan olmak gibi söylemim yoktu. Acı gelebilir ama o benim savaşım değildi. İki yıl sonra İstanbul’a tayinim çıktı. Fotoğraf bölümünü kazanınca firar edip, kaydoldum. Kaçak yaşama, yabancılaşma, bunları anlatabilir miyim? İki yıl sonra teslim olup 45 gün hapis yattım. Şu anda bir firmada çalışıyorum. Beş ay daha hapsim var. Ailem karşı çıktı. Annem kalp krizi geçirdi. Sanırım tek suçlu benim. (Samim)

“Geceleri kâbuslarla uyanıyorum”
Harp Okulları’nda öğrencilere “Hepiniz birer Mustafa Kemalsiniz” dendi. Birey için devlet değil, devlet için birey mantığı ön plandaydı. Onuncu yılımın sonunda firari oldum, hakkımda yakalama kararı var. Özel yetenek sınavıyla girilen bir bölüme birinci girdim, bursluyum. Derslerimi aksatmadıkça onlar için problem yok. Gözüm hep kapıda. Ne zaman gelecekler beni almaya diye. Geceleri kâbuslarla uyanıyorum. Adam öldürmedim, hırsızlık yapmadım, tecavüz etmedim. Tek suçum mutlu olmayı istemek. (Devrim)

“Bir nevi Nâzım Hikmet oldum”
Bir Schengen ülkesinde burslu doktora yapıyorum. Dört yıllık subayken bıraktım. Havaalanında tutuklanacağım için gelemiyorum. Subay çıkana dek sorun yoktu. Hem mühendis hem subay olmanın olumlu olacağını düşünürdüm. Mühendis eşittir yardımcı sınıf, askerlikten anlamaz anlayışı yanlış meslek seçtiğim fikrini pekiştirdi. Asker olan babam da TSK’da kafası çalışan personelin küstürüldüğünü kabul etti. En zoru, ülkeme dönememek. Bir nevi Nâzım Hikmet oldum. 10 yıl da zaman aşımı olsa, 47 yaşımda gelebilirim. Beklenecek süre değil. (Firari bir subay)

“Çocuk gelinler gibiyiz”
Bir yıl içinde düzenleme yapılmazsa, ben de firar yolunu seçeceğim. Ailemin etkisiyle askerî okula girmek zorunda kaldım. Gerek okul, gerekse mezun olduktan sonraki çalışma ortamı beklentilerimin çok altındaydı. İş yaşamımı saygı üzerine kurmak isterken farklı bir manzarayla karşılaştım. Her gün gazetelerde aile zoruyla evlendirilmiş çocuk gelinler var ya, aynı onlar gibi mutsuz, umutsuz bir hayat yaşıyoruz. Ha bu saatten sonra beni genelkurmay başkanı da yapsalar, arkama bakmam. (Ferit)

“Annem kararı duyunca kalp krizi geçirdi”
Firar etmek zorunda bırakılmış, iki ay cezaevinde yatmış bir subayım. 13 yaşında bir sabi neden subay olmak ister? Üniforması güzeldi, subay sonra genelkurmay başkanı olacağım, orduyu yöneteceğim diyordum. Şaka değil. Kıtalara çıktıktan iki yıl sonra subaylığın kişiliğimle uyuşmadığını fark ettim. Yedi yıl görev yaptım. 23 ay kaçak yaşadım. Annemin evine polis iki kez baskın yaptı. Yaşlı annem kalp krizi geçirdi. Davam tamamlanmak üzere, Metris Cezaevi’nde yatacağım gibi görünüyor. (Rüzgâr)

“Kendilerine düşman yarattılar”
İçten bir şekilde asker olmak istiyordum. Sanırım kültürel bir bilinçaltı. Aslında işler çok farklıymış. Aileniz destekliyorsa, çalışma zorunluluğunuz yoksa askeriyede kayıtlı adreste oturmuyorsanız firari yaşamak zor değil. Üç yıldır firariyim. Otellerde kaydımı başka birinin kimliğiyle yapıyorum, başka birinin adına uçak biletleri alıyorum, maalesef suç işlemeye devam ediyorum. İnsan tutacağız diye ülkelerine ve kendilerine düşman bir topluluk yarattılar. (İpotek)

Paşa bademlerinin tabaktaki yönü
12 yıllık görevliyken firar eden bir piyade astsubayıyım. Yerimizi militarizm ve vesayetçi zihniyetin buyruklarını kabullenecek gençlere bırakıp özgürlük isteyenleriz. Askerliği yurt savunması yapan kurum olarak bildim, savaş, eğitim, spor faaliyetleri icra edeceğimi sandım. Lakin örümcek ağlarının alınması, yaprak temizliği, paşaya ikramda tabaktaki bademlerin diplerinin bakacağı yönler gibi kepazelikler yaşadık. Mesleğe girmek isteyen gençlere tavsiyem şu: Yüz kere düşünün. (Semih)

“Tedaviye gönderilmedim”
Firari yaşamak öyle zor ki… Hayatımı yaşayabilmek, ailemle en azından akşam vakit geçirebilmek, kişisel egoları olan insanları eleştirdiğimde ceza almamak, çocuğumu lojmanda başka bir çocuk karşısında ezdirmemek için bunu seçtim. ‘Majör depresyon-yaygın anksiyete bozukluğu’ teşhisiyle tedavi görüyordum. Hava değişiminden döndüğümde, denetlemeden dolayı tedaviye gönderilmedim. İki uzman tabip belirttiği halde sağlığımın önemli olmadığı bir meslekte neden durayım? (Kâbuslar)

“At gözlükleriyle bakan bir kurum”
İlk yıl yanlış yerde olduğumu anladım. Dünyaya bakış açım farklıydı. İkinci yıl firar ettim. Analitik düşünebildiğime, vatanıma daha yararlı olacağıma inanıyordum. Önemli bir projenin başındaydım. Emek harcayan bendim, yurt dışında projeyle ilgili toplantılara komutanlar gidiyordu. Niye? Yurtdışı harcırah vs. âmirlerim küçük hesaplar peşindeydi. İnnovatif bir fikirle gidince “Verileni yap gerisini boş ver” diyorlardı. At gözlükleriyle bakan bir kurumda niye kalayım? Dünyaya bir kez geliyor insan! (Genç bir subay)

“Daha çok saygı duydum”
2009’da artık bünyemin kaldıramayacağını düşünüp firar ettim. Daha önce istemiştim ama kız kardeşimin okul masraflarını üstlenmiştim. 2010’da disiplinsizlik nedeniyle res’en emekli edildim, yani atıldım. Web programlama eğitimi aldım. Mağazalarda o telefonun ne süper olduğunu anlatmak bir solcu olarak zor işti benim için. Yine de askerlikten daha fazla saygı duydum. Geçen hafta teslim oldum, hapis kararımı aldım. Kararı temyiz edeceğiz. Ama sonuç değişmez, kanun net. (Umut)

Haberi Duyur

Kısa Adres: http://gorunum.tk/192
Yol: Anasayfa > Yaşam > Üniformanın istifa hakkı

Yorumla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

batuhan buğra eruygun
Eruygun: Diğerleri de kullanıyordu, başarılarımı sürdürmek istedim

Medya Atölyesinde ikinci gün, ikinci oturumda Lütfü Özel’in moderatörlüğünde, atlet Batuhan Buğra Eruygun’un katılımıyla sporcu gözünden doping konuşuldu.

Kapat