19 Ocak 2018, Cuma - 07:51

  • google plus
  • twitter
  • facebook
  • rss

Prof. Dr. Çiler Dursun: “Haberde gerçekliği yansıtmada kadınlar daha yürekli”

Tarih: 09 Ocak 2018

|

Kategori:

|

Yazdır

|

Okunma: 252

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Çiler Dursun’la Türkiye’deki kadın habercilerin çalışma koşullarıyla ilgili yürüttüğü TÜBİTAK destekli proje hakkında konuştuk.

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Çiler Dursun kurduğu araştırma ekibiyle birlikte Türkiye’deki kadın habercilerin çalışma koşullarını ve mesleğe bakış açılarını yerel ve ulusal medyada karşılaştırmalı olarak ortaya koymaya çalışan TÜBİTAK destekli bir saha çalışmasını sürdürüyor. Prof. Dr. Çiler Dursun, medya kuruluşlarında çalışan kadınlarla ilgili Türkiye’de uzun süredir yapılmayan ve iki yıl sürecek olan bu çalışmasının ilk sonuçlarını GÖRÜNÜM’e anlattı.

Gazete, televizyon ve internet haberciliği üzerinden çok kapsamlı bir alanda cinsiyet eşitsizliği konusunu araştırıyorsunuz. Araştırmanızın ilk sonuçlarını paylaşır mısınız?

Ekip olarak bu araştırmaya başladığımızda farklı üç mecrayı incelemek istedik. Birisi televizyon haberciği sektörü, ikincisi gazetecilik, üçüncüsü internet haberciliği. Hem de ulusal, yerel, bölgesel düzeydeki haber kuruluşları bakımından karşılaştırmalı olmasını istedik. Dolayısıyla bu Türkiye’de yapılan bu alandaki en kapsamlı saha çalışmalarından biridir. Geçmişte kadın gazetecilerin çalışma koşullarıyla ilgili yapılan araştırmalardan farklı olarak bölgesel/yerel medyayı da dâhil ettik. Önceki araştırmalar daha çok ulusal medya üzerinde duruyordu. Uzun zamandır yerel ve bölgesel medyada neler olup bittiğini bilmiyoruz. Bu kuruluşların nasıl ayakta kaldıklarını, burada çalışan kadın gazetecilerin çalışma koşullarını da bilmiyoruz. Gidelim, yerinde görelim, tanık olalım ve anlamaya çalışalım da istedik.

Fotoğraf: Alican Özer

Şimdiye kadar kaç haberciyle görüştünüz?

Başlangıçtan bu yana televizyonlarda çalışan 68 kadın haberciyle görüştük. Böylelikle ilk sonuçları derledik. Karma bir yöntem kullandık. Hem anketle aldık bilgileri hem de mülakatlarla da anketle yakalayamayacağımız cinsiyet eşitsizliği meselelerini derledik. Toplumsal cinsiyet bakış açısı feminist bir bakış açısıdır. Türkiye’de bu bakış açısı yerleşik olan çalışma sayısı çok azdır. Hele ki haber üretim sektöründe benim bildiğim o kadar net bir çalışma yok. Kadın habercilerle bugüne kadar yapılan görüşmelerde, genelde bir eşitlik vurgusu bulunmakla birlikte bu eşitliğin ya da eşitsizlik halinin daha pratik ve teorik dayanaklarını ortaya koyan ve nasıl çözülebileceğiyle ilgili projeksiyon sunan bir çalışma da yok. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz. İlk bulgularda karşımıza çıkan manzara hiç iç açıcı değil. Hem ana akım medya açısından, hem de yerel ve bölgesel medya açısından kadın habercilerin gerçekten çok zor şartlarda mesleklerini yapmaya çalıştıklarını gördük. Çok ilginç bir biçimde yaptıkları mesleğe de bir bağlılık ve o bir doyum da görüyoruz.

“Mesleki doyum gözlemliyoruz”

Bu zor şartlar altında sizce kadın haberciler nasıl mesleklerine bağlı kalıp doyuma ulaşabiliyorlar?

Ücret koşulları, izin, kadın habercilerin daha yüksek pozisyondaki görevlere ilerleme gibi konularda karşılaştıkları sıkıntıları gözlemliyoruz. Ancak hem mesleklerine bağlılık hem de mesleki bir doyum da gözlemliyoruz. Çünkü buralarda ciddi sorunlar olmasına rağmen kadın habercilerin aslında kendi mesleklerinin bir tür sosyal çevre yaratmak, sosyal ortamlarda sözlerinin dinlenebilir olması ve bulundukları sosyalite içinde mobilizasyon sağlamaları ve hayatın güncel akışı içinde daha faal olmalarını da sağladığı için bu yönlerden doyum sağladığına ilişkin bir izlenim edindik. Hem de bütün zor koşullara rağmen… Maalesef kadın habercilerin yarıdan çoğu asgari ücret sınırında ücret almaktadırlar. Yine yüzde yetmişe yaklaşan bir kısmı da sendika ya da meslek örgütlerine üye değil. Aile ve özel yaşamla ilgili sorunları var. Toplumsal cinsiyetin getirdiği roller ve taşıdıkları yüklerden de yılmış durumdalar.

Başka hangi bulgulara ulaştınız?

Bulgular çeşitli tabi nereden baktığımıza bağlı. Bu bulguların bir kısmı faaliyet alanının iş yürütme pratikleri içerisinde bulunuyor. Nasıl davrandıklarını, ne tür pratikler içerisinde bulunduklarını derledik. Aile ve meslek yaşamı arasında denge nasıl kuruluyor? Kendilerine yönelik toplumsal beklentilerden dolayı basınç var mı? Onu tespit etmeye yöneldik. Gerçekten toplumsal cinsiyet rollerine dair beklentilerden kaynaklı önemli bir basınç var üzerlerinde. Bazı açılardan habere nasıl baktıklarını haberin bir eril anlatı olup olmadığıyla ilgili görüşlerini anlatmaya çalıştık. Elli üç anket yirmi mülakat sorusu kapsamında ayrıntılarını da almaya çalıştık.

“Dayanışmaya dayalı örgütlenmeleri çözüm zemini olarak görmüyorlar”

Televizyon haberciliğinde durum nedir?

İlk bulgular olarak genel çerçevesi itibariyle televizyon haberciliğinde ücretler çok düşük, sosyal haklar ve güvenceler açısından sorunlu. Güvencesiz koşullarda çalışıyorlar. Mesleğin daha haber yöneticiliği basamaklarında bulunma noktasında isteksizler. Bu isteksizliğin önemli bir nedeni, toplumsal rollerden kaynaklı, cinsiyetten kaynaklı olarak aile ve çocukları için sorumluluklarını da ihmal etmeme çabası olarak beliriyor. Önemli bir nokta da şu: Meslek örgütlerinin bu sorunlara yani toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin habercilik sektöründe yarattığı sorunlara, ciddi bir çözüm bulabileceklerini düşünmüyorlar. Fakat bulundukları medya kuruluşlarının, televizyon kanallarının ya da sahiplik yapılarının içinden çözüm aranabileceğini, onlarla bir biçimde bir anlaşma zemini geliştirilse, mesai saatlerinden izin günlerine, ücrete kadar bir iyileşme görebileceklerini düşünüyorlar. Bu da çok enteresandı. Çözümü kurumsal yapı içerisinde görüyorlar. Dayanışmaya dayalı örgütlenmeleri bu anlamda sorunun çözüm zemini olarak görmüyorlar.

Habercilik alanında çalışan kadınlar hangi eşitsizlik türleriyle karşı karşıya kalıyor?

Televizyon haberciliği sektöründe batı literatüründe buna benzer yapılan çalışmalarda kadınların baştan beri belirli haberlere yönlendirildikleri saptanmıştı. Biz de batı literatüründeki bulguların bizde karşılığı var mı diye merak edip sorduk. Önceki çalışmalara göre kadınların tercihi eğitim, sağlık, kültür, magazin gibi insanın ilgisini çeken, yaşam alanıyla ilgili haberler dediğimiz “yumuşak haber” alanlarına yöneliyor. İç politika, ekonomi, savaş, dış politika gibi daha “ciddi” ağırlıklı ve mesaisi bakımından da çok zaman alan branşlarda kadın habercilerin çok istihdam edilemediklerini görüyoruz. Buna bağlı olarak da haber yöneticiliği noktasında yazı işleri müdürü, editörlük, genel yayın yönetmenliğine doğru kadınları göremiyoruz. “Sert ve ciddi haberler” dediğimiz alanda yetişmiş muhabirlerin yönetici kadrosunda yola devam ettiklerini gösteriyor bu araştırmalar. Biz Türkiye’de de sorduk aynı soruları. Kadın haberciler özellikle yerel medyada çalışan haberciler, oradaki tüm haberlere koşturuyorlar. Çünkü yerel ve bölgeselde çok derin bir kurumsal yapılanma yok. Mevcut olan muhabirler hemen hemen tüm haber çeşitlerine gün içerisinde gidebiliyorlar. O yüzden iç politika dedikleri de aslında yerelin politikası, politikacıları, valilik, kaymakamlık, diğer bürokratik birimler… İç politika muhabiri olarak da görüyorlar kendilerini. Ana akım medyada çok gelişmiş bir kurumsal yapılanma olduğundan onlar belirli branşlara ayrılmış durumdalar. Kadın haberciler böyle olmasına rağmen “Hangi branşta haber yapmak isterdiniz şu anki durumda?” diye sorunca eğitim, kültür, sağlık, sanat gibi “yumuşak haber” branşlarını tercih ediyorlar. Müteakip sorularda bunun nedenini sorduğumuzda mesai saatleri açısından daha uygun olan, kurum içerisinde meslektaşlarıyla çatışma yaşamayacak, daha yönetsel konuları tercih etmeyecekleri veyahut dışarıdan politik ve başka türlü müdahalelere göğüs germeyecekleri bir pozisyon istiyorlar. Arayışları mümkün olduğu kadar iş yaşantısıyla özel yaşantıları arasındaki dengeyi kurmak üzerine. İş dışı yaşantısını da kurabilmeye odaklı. Çoğu da zaten iş yaşantısının özel yaşantılarına etki ettiğini söylüyor. Buradaki etkilenim, tamamen habercilik sektörünün kendi dinamiklerinden kaynaklı.

“Kadın haberciler kolay gözden çıkarılıyor”

1980’lerden sonra kadın gazeteci sayısı giderek artmasına rağmen 20 yıldır bu konu üzerine kapsamlı bir çalışma yapılmamış. Sizce bunun nedeni nedir ve sizi bu konuya yönlendiren ne oldu?

Türkiye’de saha araştırması yapmak meşakkatli bir iştir. Yoğun bir zaman ve emek trafiği ve fon gerektirir. TÜBİTAK 1001 projeleri başvuruları kapsamında uzun ve zorlu bir hakem sürecinden geçerek fon bulabildik. Biz çoğunlukla akademik açıdan bakıyoruz her şeye. Bu kez sektörel açıdan bakalım deyip kolları sıvadım. Ben yaklaşık on yıldır medya çalışmaları ve sosyolojisinin yanı sıra kadın çalışmaları ve feminist çalışmalar içinden de devam ediyorum araştırmalarıma. Bu alanlar içinde gördüğüm şey şu oldu: Kadın varlığının medya sektörü içerisinde özellikle habercilik alanı içerisinde vitrinde görülüyor olmasına rağmen, ortaya çıkan haberler hala çok eril, hala çok ataerkil anlam rejiminin özelliklerini yüklenmiş bir biçimde karşımıza çıkıyor. Yani kadın aleyhine ya da başka toplumsal cinsiyet bileşenleri açısından daha çok erkek tahakkümünün toplumsal ilişkiler alanlarında devamlılığını sağlayan anlamlarda çıkıyor. Kadın habercilerin sayıca artıyor ancak bu anlam yapıları çokta farklılaşmıyor. Neden? Batıdaki çalışmalar da bu soruyu soruyor, biz de sorduk. Halen çalışan ya da çalışmasını durdurmuş olan kadın habercilerle yapılacak olan az sayıdaki mülakatla derlenebilecek bir şey değil. Sahaya çıkmanız lazım. Ana akım medya, yerel ve bölgesel medya çalışma koşulları da birbirinden çok farklı. Çünkü Türkiye’de yerel medya çok zor koşullarda ayakta durmaktadır ve oradaki yerel ölçekteki daha varlıklı, ticaret faaliyeti yürüten insanların biraz da yerelde kendi ellerini güçlendirmek amacıyla kurdukları yapılar statüsündedir. Gerçek bir habercilik ortamı içerisine kadınlar yerelde çalışabiliyor mı ve ne yapıyorlar? Bunu görmeye çalıştık. Kadın habercilerin son yıllarda bir de Türkiye’ye özgü olarak gerek Türkiye’nin politik mücadeleleri nedeniyle gerekse mesleki örgütlenmenin zayıflamasıyla habercilik alanından çok hızlı biçimde tasfiye edildiğine şahit olduk. Bunu tüm ana akım medyada kadın ya da erkek kime söylerseniz size anlatacaktır. Medyadaki küçülmeden dolayı işten çıkarma ya da personel azaltma söz konusu olduğunda hemen kadın haberciler, kadın köşe yazarları, kadın muhabirler, kadın haber yöneticileri topun ağızına geliyor ve önce medya kuruluşları onların işlerine son vererek devam ediyorlar yollarına. Yani kadın haberciler kolay gözden çıkarılıyor. Çok iyi yetişmiş olsa da erkek habercilerin ve haber yöneticilerinin kendi arasında birbirlerini tutan gizli örtük bir anlaşma gösterdiği gibi bir izlenim edinmek mümkün. Süreç içerisinde bu gerçekten böyle midir? Bir kadın gazeteciler dayanışması neden yok neden gelişemedi? Bunlara da bakmak istedik bir yandan. Onun için de bu araştırmanın çerçevesini geniş tuttuk.

 

Türkiye’de kadın gazetecilerin artmasıyla kadınlarla ilgili haberlerdeki dilde bir dönüşüm yaşandı mı? Medyanın dilini nasıl değerlendirirsiniz?

Kadınlar haber yöneticisi olmadıkları sürece zor. Kadınların haberci yahut muhabir düzeyinde yaptıkları haber metinleri kurumsal yapı içerisinde editörlerden, editörlerin üzerinden haber müdürlerinden geçerek yayına veya baskıya gidiyor. Böyle olduğu zaman çok cinsiyet eşitliği farkındalığı oluşmuyor. Her türden eşitsizlikle ilgili güçlü bir şey söylemek isteyen kadın muhabirler bile,  yaptıkları haberlerin bazen televizyonda ya da gazetede bambaşka halde görebiliyorlar. O kısma çok müdahale edemiyorlar. Çok etkide bulunamıyorlar. Haber yöneticilerinin de kaygısı Türkiye’de politik anlamda çok güçlü bir oto sansürün olduğu, düşünce ifade özgürlüğünün daraldığı bir ortamda haber kuruluşlarını siyasal iktidardan gelebilecek herhangi bir politik ya da iktisadi bir baskıya maruz bırakmadan yollarına devam etmek. Haberin meta özelliklerinden dolayı da birçok konuyu göz ardı ediyorlar ya da onu çok boyutlu çok içerikli olarak yaklaşamayıp, çok indirgenmiş bir biçimde olabildiğince de gerçekliğini zayıflatarak veriyorlar. Çarpıtma dediğimiz şey böyle bir şey zaten: ne kadar çok unsuru çıkarırsanız içinden ne kadar az tartışılabilir kılarsanız haberi, o kadar politikasız bir şey yapmış oluyorsunuz. Çünkü tartışılabilir, konuşulabilir malzemeyi azaltmış oluyorsunuz. Yüzeysel hale geliyor. Bunu ajans haberciliğine dayanarak ve kendi çalışan sayısını azaltarak da yapıyorlar. Bu süreç böyleyken kadın gazetecilerin ayrıca bir çabayla bu dinamikleri değiştirebilmeleri mümkün değil. Onlar zaten biraz tabiri caizse can derdindeler. Bütün muhabirler için geçerli ancak kadın muhabirler için daha çok geçerli. Haber yöneticileri erkek muhabirleri “O erkek evini geçindirecek ya da sorumlulukları var” gibi bir sempatiyle ya da bu yönde bir ayrımcılık içinde tutabiliyorlar. Kadınlar için böyle bir bakış yok. Kapıya koyulabilir görülüyorlar. Oysaki kadın köşe yazarları ve belirli konularda usta gazeteciler hala daha iddialı, gerçekliği zayıflatmadan belli politik iddiasını taşıyarak haber metinleri üretmeye devam ediyorlar. Haberde gerçekliği yansıtmada kadınlar daha yürekli. Böyle oldukları içinde bazı konularda kadın gazeteciler daha cesur ve kararlı davranabiliyorlar. Zor bir şey kadın habercilerin sektörde kalmaları tutunabilmeleri, haber yöneticisi olabilmeleri. Türkiye’de gelmiş geçmiş genel yayın yönetmenliği yapmış bir tek kadın gazeteci var. O da Nurcan Akad. Bugün çok sınırlı sayıda kadın var haber sektöründe. Çok az sayıda kadın haber yöneticisi karşımıza çıkıyor dolayısıyla oraya kadar gelebilmek çok önemli başarı. Alt editörlük ve muhabirlikte çok sayıda kadın haberci istihdam edilebiliyor. Kadınların haber sektöründe varlıklarının nicel olarak görece artmasının haber yöneticiliğinde bir karşılığı yok, dolayısıyla haber dilinde de karşılığı yok.

“Sempozyum yapılacak”

Peki, sonuçta bu durumun düzeltilmesi için bir politika ortaya koyacak mısınız?

Amacımız o zaten. Bu tip araştırmalara batıda “eylem yönelimli araştırma” diyorlar. Yapıyorsunuz alanı görüyorsunuz, temel sorunları ve sorunların nedenlerini saptıyorsunuz; ondan sonra o nedenleri mümkünse ortadan kaldıracak ya da o nedenlerin gücünü azaltacak öneriler geliştiriyorsunuz ve alandaki ilgili aktörlere ve karar vericilere sunuyorsunuz. Bu önerileri de sadece araştırma ekibi olarak biz geliştirmeyeceğiz. Bu noktada ortak bir akıl oluşturmak için medya kuruluşları, medya meslek örgütleri, sendikaları, RTÜK, AA, Basın İlan Kurumu, BYEGM gibi Türkiye’deki haber akışı açısından önemli düzenleyici kurumlarla da bir günlük bir sempozyum yapacağız. Bu bir günlük sempozyumla da mümkün olabildiğince medya kuruluşu meslek örgütlerine de yol gösterici kılavuzları ortaya koyacağız. Bu kılavuzlar kadınların haber üretim sürecindeki etkilerinin güçlenmesi ve kalıcılaşması için önerilerden oluşacak. Yani sadece şöyle bir hareket noktası yanlış: Haberlerin dili anlatımı toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirsin, bunu da sadece muhabirlere ve alt düzey haber çalışanlarına havale edelim. Öyle olmuyor, olamıyor:  mekanizmanın içinde haberin çerçevesi nihai olarak üst basamaklarda belirlendiğinden aslında her basamaktakilere bu konuda bir pay düşüyor. Buna işaret etmek zorundayız.

Proje tamamlandığında kimlerle paylaşmayı düşünüyorsunuz? Örneğin kadın gazetecilerle bir oturum düşünüyor musunuz?

Araştırma sonucunda hem mecralar hem ölçeklere göre karşılaştırmalı olarak basın meslek kuruluşları, basın meslek örgütleri, medya kuruluşları, muhabirler ve alanda çalışanlar için de çeşitli önerilerden oluşan kılavuzlar geliştireceğiz. Temel sorunlar nelerdir ve bunun üstesinden gelmek için kimin payına ne düşüyor bunları tespit edeceğiz.  Bu sonuçları da kamuoyuyla paylaşacağız. Böylelikle araştırma süresince kadın haberciler arasında bir dayanışma ağı da oluşturmayı da başaracağız diye düşünüyoruz. Dünyada örnekleri var. Hatta onlar projenin web sayfasını kurduktan sonra “Siz neler yapıyorsunuz birlikte çalışabilir miyiz?” diye bizlerle bağlantıya geçtiler. Onlarla da birlikte ulusalı aşan bir şekilde bu ağı kuracağız. Proje sonlandığında iş sonlanmış olmayacak. Şimdiden kadingazetecilerblog.wordpress.com sitesini ve @KdnGazeteciler twitter hesabını kurduk. Merak edenler bizi buradan takip edebilirler, bizimle iletişime geçebilirler.

 

Haberi Duyur

Kısa Adres: http://gorunum.tk/16769
Yol: Anasayfa > Yazılar > Eğitim > Prof. Dr. Çiler Dursun: “Haberde gerçekliği yansıtmada kadınlar daha yürekli”

Yorumla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Prof. Dr. Çiler Dursun: “Haberde gerçekliği yansıtmada kadınlar daha yürekli”

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Çiler Dursun’la Türkiye’deki kadın habercilerin çalışma koşullarıyla ilgili yürüttüğü TÜBİTAK destekli proje hakkında konuştuk.

Kapat