19 Ağustos 2017, Cumartesi - 18:21

  • google plus
  • twitter
  • facebook
  • rss

Can Dündar İLEF’teydi

Tarih: 04 Aralık 2013

|

Kategori:

|

Yazdır

|

Okunma: 285

İLEF mezunu, deneyimli gazeteci Can Dündar, “Türkiye’de Gazetecilik” konulu söyleşi için İLEF’e geldi. Dündar, medyanın tekelleşmesinden öğrencilik anılarına kadar pek çok konuya değindi ve öğrencilerin sorularını yanıtladı.

Fotoğraf: Alp Eren Kaya

Fotoğraf: Alp Eren Kaya

Gazeteci, yazar Can DündarTürkiye’de Gazeteci Olmak” konulu konferans için, 29 Kasım Cum günü fakültemizin Mahmut Tali Öngören Sinema Salonunda (MTÖ) öğrencilerle bir araya geldi.

“Koşa Koşa Geldim”

İLEF ve İLEF Basın Baykuşları tarafından düzenlenen “Türkiye’de Gazeteci Olmak” adlı konferansa Cumhuriyet Gazetesi yazarı Can Dündar katıldı.

İLEF Dekan Yardımcı Doç. Dr. Abdülrezzak Altun açılış konuşmasının ardından konuşan Dündar, konferans için davet alınca koşa koşa geldiğini söyledi. İLEF’ten 1982 yılında mezun olan ve öğrencilik günlerini anlatan Dündar, 12 Eylül sürecinde tankların okul etrafında konuşlandırıldığını söyledi. O günlerdeki direniş hareketlerinden ve hocaların okuldan götürülüşlerinden de bahseden Dündar, sakal bırakan hocaların “sarı zarflarla” okuldan uzaklaştırıldığı günleri anlattı.

 

Dündar’a ilk nasihat Erdoğan Sevgin’den

Fotoğraf: Alp Eren Kaya

Fotoğraf: Alp Eren Kaya

Gazeteci olmaya lisede karar verdiğini söyleyen Can Dündar “İnsanlar ikiye ayrılır. Rakamlarla arası iyi olanlar, harflerle arası iyi olanlar” diyerek rakamlarla arasının kötü olduğunu ve bu yüzden çocukluktan itibaren yazıp çizmeyle kendisini ifade ettiğini belirtti.

Köşe yazarı olmak istediği günleri anlatan Dündar lise ikinci sınıfta Günaydın gazetesinin düzenlediği bir yarışmaya katıldığını ve yazısında “Doktorlar bir kişiyi tedavi edebilir, gazeteciler ise tüm insanlığı tedavi edebilir” görüşünü savunduğunu, gülümseyerek anlattı.

Yarışma sonuçlarını beklerken bir yandan da “torpil” arayışına girdiğini anlatan Dündar, annesinin arkadaşı gazeteci Erdoğan Sevgin’ e gittikleri günü anlattı. Dündar, Erdoğan Sevgin’in “15 yaşında bir çocuğun gazeteci ve köşe yazarı olmak isteyişine” gülerek tepki verdiğini söyledi. Ardından Dündar, Sevgin’in kendisine verdiği nasihatları şöyle anlattı: “Git önce mektebini oku. Bunun okulu var. Oralarda oku. Bir fotoğraf makinen olsun. Fotoğraf çek. Kendine bir daktilo edin. Daktilo yazmayı öğren. Sonra Türkiye’yi gez. Ülkeni tanı. Sonra dünyayı gez. Dünyayı tanı. Dünyayı da öğren. Yabancı bir dil öğren. Dünya basınını izlemeye çalış. Sonra karşıma gel. Gazeteci olur musun olmaz mısın bakarız.”

 “Kışlalı hem öğretmenim hem de meslektaşım oldu”

Öğrencilik yıllarında Yankı Dergisinde iş bulmasıyla birlikte orada Ahmet Taner Kışlalı’yla meslektaş olduklarını söyleyen Dündar, “Kışlalı hocadan sabahları siyaset ve sosyoloji dersleri dinlerdim. Öğleden sonraları da birlikte Yankı Dergisinde aynı büroyu paylaşan iki meslektaş oluyorduk. Benim için çok önemli bir deneyimdi” diye konuştu.

 “Gazete satmanın anlamı kalmamıştı”

Fotoğraf: Alp Eren Kaya

Fotoğraf: Alp Eren Kaya

Dündar, gazetenin halkın dertlerini, halkın sesini yansıtan bir araç olduğunu ama zamanla patronların çıkarını savunan bir araca dönüştüğünü söyledi. Artık gazete satmanın bir anlamı ve okura beğendirme şansının kalmadığını kaydeden Dünlar, “Gazete, o günden itibaren aslında daha önceki dönemlerdeki gibi medya sahipliği ve iktidar ilişkisi arasında müthiş bir şekilde iç içe geçmeye, haberciliğin önünde engel oluşturmaya başladı” diye konuştu.

Dündar, okulun devamlı öğrencilerinden olmadığını ancak GÖRÜNÜM’de ve radyoda çalıştığını belirtti.

“İnsanlıktan çıktığımı düşünmeye başladım”

SODEP’in Genel Sekreteri Ahmet Durakoğlu’nun katıldığı bir toplantıyı izlediğini, Durakoğlu’nun toplantı sırasında kalp krizi geçirip öldüğünü ve bunu fotoğrafladığını dile getiren Dündar, bu haberden sonra gazeteci-haber ilişkisini sorgulamaya başladığını şu sözlerle ifade etti: “Birden bana dank etti ki ben yanlış bir şey yaptım yani bir insan son nefesini verirken küçük bir odada nefes alması gerekirken ben mesleki rekabet uğruna odaya girdim ve bir insanın ölümüne tanıklık ettim ve ailesi o günkü haberi görünce ne hissetti. O gün insanlıktan çıktığımı düşünmeye başladım ve o dönem bıraktım gazeteciliği, akademisyen olmaya karar verdim. Gazeteciliğin bana uygun bir meslek olmadığına karar verdim.”

“Medyaya dışardan bakış”

Fotoğraf: Atilla Köklü

Fotoğraf: Atilla Köklü

Mesleğin içinde gündelik telaşlardan sadece “ağaçların görülebildiğini” ancak “ormanın tümünü” üniversitenin gösterdiğini belirten Dündar, üniversitenin medyaya dışarıdan bir bakış sunmasının çok iyi bir şey olduğunu, öbür türlü, insanların mesleğin içinde kaybolup gittiğini kaydetti. Dündar, “Üniversite belki sizi iyi bir gazeteci yapıyor ama, tırnak içinde, iyi bir gazeteci yapmıyor. Biz sadece gazetecilik etiği ile diğer muhabirlerden haberi daha hızlı girmeyi öğreniyoruz” dedi.

“İletişim fakültelerine büyük iş düşüyor”

Televizyon haberciliğine Ali Kırca ile TRT’de başlayan ve ardından Mehmet Ali Birand’ın programı 32. Gün ile devam eden Dündar, Star TV’nin kurulmasıyla şansının artığını kendisinin de dönemin şartlarından dolayı haber yapılamadığı için belgesele yöneldiğini söyledi. Bazı dönemler ise haberciliğin aslında medya patronlarının ticari çıkarlarına alet edildiğini ve sosyal sorumluluğun geri planda kaldığını vurgulayan Dündar, habercilikte bazen “farkında olmadan ticari operasyonlara alet olunduğunu” bazı anılarıyla ifade etti.

Söyleşide tekelleşme sorununa da değinen Dündar, iktidarın ipleri eline almasıyla medyanın tekelleşmeye teslim olduğunu söyledi. Bu sayede birçok ticari avantaja sahip olan medyanın zaman içinde ölçeğini büyüttüğünü, artık dolmuşa binen, çay-simit yiyen gazetecilerin ve gazete sahiplerinin kalmadığını belirtti. Ayrıca Dündar bu şekilde tekelleşen medyada olağan bir sansür mekanizmasının geliştiğini iktidarın yerine medya patronunun sansürünün yer aldığını da söyledi. Böyle bir ortamda İletişim fakültelerine büyük görev düştüğüne değinen Dündar, iletişim fakültelerinin ana akım medyanın görmediği ya da görmek istemediği haberleri topluma göstermesi gerektiğinin altını çizdi.

“Sistemin içinde yer alıyorsunuz ama ona aykırı hareket edebiliyorsunuz.”   

Dündar, mesleki örgütlenme konusuna da değindi. Gazetecilikte örgütlenmenin artık olmadığını, 1980 darbesinin gazetecilerin haklarına büyük bir darbe indirdiğini kaydetti. 12 Eylül’le birlikte toplu sözleşme hakkının gazetecilerin ellerinden alındığını ifade eden Dündar,  “Şu anda patron karşısında tamamen korumasız durumdayız” dedi.

Günümüzde gazetecilerin, işlerinden kovulduklarını bile, medya plazalarına giriş kartları kapıyı açmayınca öğrendiğini söyleyen Dündar, şöyle konuştu: “Şimdi bu yapının içinde insanlardan kahramanlık beklemek, evet mümkün ama çok inandırıcı değil. Bu koşullarda medya çalışanları hızla örgütlenmeli. Ne yazık ki örgütlü değiliz ama bir sistemin içine dahil olmak, onun bütün fikirlerini paylaşmak anlamı taşımaz. Bir sistemin değişip dönüşmesi de anca içerden yapılabilir.”

“Hiçbir dönem bu kadarını görmedim”

Fotoğraf: Durmuş Güçlü

Fotoğraf: Durmuş Güçlü

Dündar, “gazetecilerin tarafsızlığı” ile ilgili bir soruya şu yanıtı verdi: “Her dönem iktidara endeksli yayın yapan gazeteciler olmuştur ve bu çeşitli nedenlerle olabilir. Bazıları hakikaten seviyor olabilir hatta bazıları hakikaten aşık olabilir. Odasında bazı politikacıların resmi olan arkadaşlar biliyorum. Demirel’den geçinen gazeteciler vardı. Ecevit’i kişisel hayranlığı olan gazeteciler vardı. Maalesef vardı. Maalesef diyorum çünkü olmaması gerekir. Biz herkese eşit mesafede durmalıyız. Gönlümüz birinden yana bile olsa soru sorarken, araştırma yaparken bir belge elimize geçtiğinde onu yayınlarken objektif olmalıyız. taraf olabilirsiniz hatta taraf olmak şarttır ama bu objektif olmanızı engellememeli. Fakat bir adanmışlık halini, bu dönem ilk kez görüyorum. Bu meslekte 30 yılı geride bıraktım, bu kadarını görmedim. Adanmışlık diyorum çünkü hakikaten kendini kurban edecek kadar ortaya çıkıp, ‘buradayım sayın başbakanım, sen ölme’ diye bağıran gazeteciliği ilk kez görüyorum. Teslim olmuşlukta son noktadayız. Bu şekilde en çok ses veren ödüllendiriliyor. Çok iyi bir ödül sistemi var. Bunun yanında çok kötü bir ceza sistemi de var. Geçen ay Mustafa Balbay’ı cezaevinde ziyaret ettim. Bu sisteme uymayanların başına gelenleri de orada gördüm. Kolay değil, bir gazetecinin, sadece yazdıkları nedeniyle 5 yıl hapiste olduunu düşünün. Bu anlaşılır bir şey değil.”

Dündar’dan “Çöpten Haberler” önerisi

Uludere katliamı olduğu sırada CNN Türk’e konuk olan Dündar, yaşananları CNN Türk’ten değil de CNN İnternational’dan öğrenmenin çok manidar olduğunu dile getirdi. Gezi Direnişi’nde de benzer şeyler yaşandığını, tüm dünyanın gördüğü olayları Türkiye basının görmezden geldiğini belirten Dürdar, “Bu duruma karşı siyasal mücadele şart. Alternatif medyanın da yaratılması gerikiyor” dedi. Dündar, iletişim fakültesi öğrencileri için medyanın görmediği haberlerin görünür kılınması adına alternatif bir mecranın oluşturulması tavsiyesinde bulundu. Dündar, Türkiye’nin en iyi haberlerini “çöpe gittiğini” belirtirken, iletişim fakültesi öğrencilerinin çıkaracağı “Çöpten Haberler” gibi bir derginin de medyanın yüzünü kızartabileceğini de dile getirdi.

Gezi direnişçileri hakkında açılan soruşturmalara da değinen Dündar, bu soruşturmaların cezayla sonuçlanmaması için herkese görev düştüğüne dikkat çekti. Gezi’ye katılanların tamamının gidip “hepimiz oradaydık” dediği zaman cezaların önlenebileceğini söyleyen Dündar, “Ancak, geri adım atılmadan durulduğu zaman ilerleme kaydedilebilir” dedi.

“Alternatif yaratmalıyız”

Deneyimli gazeteci, söyleşinin soru-cevap kısmında öğrencilerin sorularını da yanıtladı. Tutuklu  gazetecilerle ilgili bir soruya Dündar, dışarıdaki insanlar tutuklu gazetecilerin durumunu seyretmeye devam ettiği sürece tutukluluklarının yıllarca süreceğini, gazetecilerin hapishanelerde çürüyeceklerini söyledi. Dündar, “İnsanlar sahip çıkarsa, ses çıkarırsa tutuklu gazetecilerin akıbeti değişebilir. İLEF öğrencileri başta olmak üzere tüm iletişim öğrencileri ve halk bu konunun baş aktörüdür. Medya sayesinde değil medyaya rağmen var olmamız gerekiyor” diye konuştu.

Fotoğraf: Atilla Köklü

Fotoğraf: Atilla Köklü

Dündar’a, son dönemin ön çok konuşulan gündemlerinden “dershaneleri kapatılması” meselesi de soruldu. Dershane meselesinin, iki yönü olduğunu belirten Dündar, bunlardan birinin rant bir diğerinin de gelecek kuşağın eğitimi olduğunu söyledi.

Dündar’dan GÖRÜNÜM’e ziyaret

Can Dündar, yayın hayatına 1981 yılında başlayan ilk sayılarında emeği olan gazetemiz GÖRÜNÜM’ü de ziyaret etti. Arşivdeki ilk sayıları inceleyen ve “öğrencilik günlerine dönen” Dündar, çalışmaları nedeniyle GÖRÜNÜM’ün şimdiki emekçilerini kutladı.

Haberi Duyur

Kısa Adres: http://gorunum.tk/2859
Yol: Anasayfa > Kampüs > Can Dündar İLEF’teydi

Yorumla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

medya atölyesi son kapak
Dopingle Mücadele Medya Atölyesi sona erdi

Beş gün süren Dopingle Mücadele Medya Atölyesi, ortaya çıkan ürünlerin sunumlarıyla sona erdi.

Kapat