26 Haziran 2017, Pazartesi - 04:48

  • google plus
  • twitter
  • facebook
  • rss

YÖK’te değişen bir şey yok

Tarih: 12 Ocak 2013

|

Kategori:

|

Yazdır

|

Okunma: 272

Yükseköğretim reformunun en önemli basamağını oluşturan, binlerce öğrenci ve öğretim üyesini ilgilendiren Yeni Yükseköğretim Yasası’nın taslağı, YÖK’ün açtığı internet sayfasında tartışılarak MEB’e gönderildidi.

YÖK’te değişen bir şey yok

Geçtiğimiz Kasım ayında yayınlanan Yükseköğretim Yasa Taslağı, eğer yasalaşırsa askeri vesayetin ürünü olan 1981 tarihli yasa rafa kalkmış olacak. Bugüne kadar birçok tartışmaya neden olan eski YÖK Yasası gibi, yeni yasa da tartışmaları beraberinde getiriyor. Darbeci iktidarın ürünü olan YÖK Yasası üniversitelere gereken özerkliği getirmediği için eleştirilirken, yeni yasa da üniversitede özerkliği tam olarak sağlayamıyor. Taslaktaki birçok madde ile üniversiteler eğitim kurumundan çok ticarethaneye dönüştürülüyor.

Yasa taslağı ile birlikte YÖK’ün yerini Türkiye Yükseköğretim Kurulu (TYK) alacak. Doçentlik sınavlarını düzenleme ve değerlendirme yetkisi, bundan böyle Üniversitelerarası Kurul yerine TYK’da olacak. TYK’nın toplam 16 üyesinden beşini Cumhurbaşkanı, beşini Bakanlar Kurulu ve altısını da Rektörler Kurulu seçecek. Kurumun başkanını kurul üyeleri arasından Cumhurbaşkanı atayacak.

Üniversite konseyleri kuruluyor

En az 10 yıldır eğitim öğretim faaliyetlerini sürdüren üniversitelerde Amerika’daki mütevelli heyeti benzeri üniversite konseyleri kurulacak. Bu konseyler her üniversitede YÖK benzeri küçük yapılanmaları da meydana getirecek. 11 kişiden oluşması planlanan konseyin, dokuz üyesinin beşi üniversitenin farklı fakültelerinden, ikisi Bakanlar Kurulu tarafından, ikisi TYK tarafından atanacak. Konseyde, üniversitenin eski mezunları arasından seçeceği bir kişi ve üniversitenin bulunduğu ilin vergi rekortmeni ya da üniversiteye en çok bağış yapan kişi de konseyde yer alacak. Konsey, rektör ve dekan atamalarından, üniversite bütçesinin hazırlanmasına kadar birçok konuda geniş bir yetkiyle donatılacak.

Taslak yasalaşırsa rektörler Üniversite Konseyleri tarafından beş yıllığına seçilecek. Beş yıllık sürecin sonunda aynı rektör ikinci kez seçilemeyecek. Ayrıca yeni rektör, önceki rektörle aynı fakülteden olamayacak.

Yabancı üniversiteler gelecek

Yasa taslağına göre üniversiteler devlet, vakıf, özel ve yabancı üniversiteler olmak üzere ayrılıyor. Vakıf Üniversitelerinin kamu tüzel kişilikleri ellerinden alınıyor. Özel üniversiteler ise, vakıf üniversitelerinden farklı olarak kâr amacıyla kurulabilecek. Özel Üniversitelerin zarar ederek iflasını vermesi durumunda bu Üniversitenin öğrencilerine ne olacağı ise bilinmiyor.

Artık yabancı üniversiteler, Bakanlar Kurulu’nun izniyle Türkiye’de fakülte açabilecek. Bu yabancı yükseköğretim kurumlarında okuyacak Türk öğrenci sayısı, en fazla toplam öğrenci sayısının yüzde 25’i kadar olabilecek. Aynı şekilde Türk üniversiteleri de yurtdışında fakülte açabilecek.

Üniversitelerde personel ve öğrencileri ticari değeri yüksek konularda araştırma yapmaya yönlendirmek için Bilgi Lisanslama Ofisleri kurulacak. Bu ofisler böyle konularda yapılan araştırma sonuçlarının fikri mülkiyet kapsamında korunması, bu bilgilerin pazarlanması ve bu bilgilerin ürüne dönüştürülmesi sürecinde personel ve öğrencilere yardımcı olacak.

Akademik araştırmalar

Yeni Yükseköğretim Yasası taslağına göre üniversitelerde artık ders vermeyen, sadece akademik araştırmada çalışan araştırmacı öğretim görevlileri çalışabilecek. üniversitelerin öğretim üyesi kadrosunda en az beş yıl çalışan öğretim üyeleri, araştırma-geliştirme faaliyetlerinde çalışmak için üniversiteden bir senelik ücretli izin alabilecek.

Öğretim üyeleri yaptıkları çalışmalara göre akademik faaliyet puanı alacak. Akademik faaliyet puanı 30 ve üzerinde olan öğretim üyelerine akademik faaliyet ödeneğinden 12 ay boyunca ödeme yapılacak. Bu madde araştırmaların niteliğini değil de niceliğini ön planda tuttuğu için otoritelerden birçok eleştiri aldı.

Diğer değişiklikler

Yeni Yükseköğretim Yasası’nda Atatürk milliyetçiliği ve Türk milleti vurgusu bulunmuyor. Öğretim üyesi alımlarında artık ALES’in yerine Bilim Sınavı yapılacak. Ayrıca öğretim üyesi alımlarında 50 olan dil barajı 55’e yükseltiliyor.

Önceki yasada öğretim görevlileri tanımında diğer görevler olarak adlandırılan araştırma görevlilerinin görev tanımı ‘akademik nitelikli görevler’ olarak değiştiriliyor. Ayrıca araştırma görevlileri atandıktan sonra 10 sene içerisinde doktoralarını bitiremedikleri takdirde üniversitelerle ilişkileri kesilecek. İlişkileri kesilen araştırma görevlileri, bir ay içinde başvurmaları hâlinde yüksek lisans aşamasında başarısız olanlar memur, doktora aşamasında başarısız olanlar meslek yüksekokullarında öğretim görevlisi, okutman veya uzman olarak atanacaklar.

Yeni Yükseköğretim Yasası yayınlandıktan sonra üniversitelerden görüşler istendi. 12-16 Kasım tarihleri arasında üniversite rektörleri, öğretim üyeleri ve idari personellerle toplantılar yapılarak görüşleri alındı. İnternetten yapılan anket ve açılan forumlarla daha fazla kişinin görüşünün alınması sağlanmaya çalışıldı. http://yeniyasa.yok.gov.tr adresinden bu görüşlere, anketlere ve forumlara ulaşabilirsiniz.

“Amerikanvari bir eğitim düzeni ithal ediliyor”

Konu hakkında görüşlerine başvurduğumuz Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Utku Balaban şunları söyledi: “Usül olarak ben bu sürecin kendisine tamamen karşıyım. Bu taslağın oluşumunda çok ciddi bir demokrasi eksikliği söz konusu. üniversite bileşenlerinden yeterince fikir alınmadan aceleye getirilmiş bir taslak ortaya çıkmış durumda. Temel arzumuz bu sürecin tümüyle durması, bu yasa taslağının rafa kalkması ve üniversite bileşenleriyle, Türkiye’deki tüm üniversite bileşenlerinin demokratik katılımıyla, herkesin görüşü alınarak ve herkesin üzerinde uzlaşabileceği yeni bir yasa taslağı oluşturmak.”

Taslağa göre YÖK’ün sahip olduğu merkeziyetçi yapı hala sürüyor. YÖK yerine kurulması planlanan TYÖK ya da TYK’yı, ABD’deki yapıya benzeten Balaban, “Akademisyenlerin istihdamı daha esnekleştiriliyor ve bu yüzden akademisyenler daha kolay bir şekilde kovulacak. Özellikle asistanların sürece dâhil olma biçimlerinde ABD’dekine benzer bazı değişiklikler öngörülüyor. Asistanların ve doktora öğrencilerinin akademisyen olması zorlaştırılacak” dedi.

Üniversitelerde, yönetici heyete denk gelen bir üniversite konseyinin getirilmesi amaçlanırken, bu konsey, akademisyenlerin üniversite yönetimine doğrudan katılımını engelleyecek. Kurul ayrıca, akademisyenlerin her türlü faaliyetlerine karışabilecek.

Yasalaşması istenen tasarıda öğrencilerle ilgili bir takım uygulamalar da mevcut. üniversite konseyinin öğrencilerin ödeyeceği katkıyı belirleyeceği ifade edilirken, bu sayede üniversite öğrencileri için harçlar kaldırılmış olsa da yasa geçtikten sonra üniversiteler tek başına karar alarak öğrencilerin eğitim faaliyetlerine maddi katkı yapmasını isteyebilecek ve buna öğrencileri zorlayabilecek.

Tasarı ile birlikte, akademi-sanayi iş birliği çerçevesinde üniversite gelirlerinin sanayi çevrelerinden geleceğinin altını çizen Balaban, yapılması planlanan bu değişikliğin ABD’deki benzer eğitim sistemleri ile aynı özelliği taşıdığını vurguladı. Bu unsurun da sanayinin kendisinin yürütmesi gereken AR-GE faaliyetlerinin büyük oranda devlet üniversiteleri tarafından sübvanse edilmesi sonucunu doğuracağının altını çizen Balaban sözlerine şunları ekledi: “Bizim eğitim için kullandığımız, kendi bilimsel araştırmalarımız için gereken kaynakların bir kısmını biz özel firmalara daha fazla kâr ettirmek için kullanacağız. Bu yasa tasarısı baştan aşağı, bu üniversitelerin ana bileşenlerini, akademisyenler başta olmak üzere göz ardı eden, onları ikinci plana koyan ve hatta onlarla bir anlamda dalga geçen bir yasa tasarısıdır. Bu yasayla piyasa koşullarında yatan Amerikanvari bir eğitim düzeni, öğretim düzeni ve akademik yapının buraya ithali söz konusu olacaktır.”

 

SBF’de Yüksek Öğretim Reformu Sempozyumu

Fotoğraf: Salih Kaplan

SBF’de Yüksek Öğretim Reformu Sempozyumu

Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) ve İletişim Fakültesi (İLEF) tarafından Aziz Köklü Konferans Salonu’nda 12 Aralık günü Yeni YÖK Yasası konulu bir sempozyum düzenlendi. Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden birçok akademisyenin katıldığı sempozyumda, üniversitelerden öne çıkan görüşler şu şekilde oldu.

Fikret Adaman

Boğaziçi Üniversitesi 

Yanlış başka bir yanlışla düzeltilmeye çalışılıyor. Bu yasa taslağıyla merkeziyetçi yapı daha da güçleniyor. Her üniversiteye ufak YÖKçükler getiriliyor. Üniversitelerin başarısı, faydacı bir perspektifte ele alınıyor. Üniversitelerin faydacı olmasına karşıyız. Üniversite olarak bazı ilkeler oluşturduk ve bu taslağı bu ilkeler çerçevesinden değerlendirdik. Bundan sonraki taslakları da o çerçeveden değerlendireceğiz.

Ali Çağlar

Hacettepe Üniversitesi

En azından mevcut mevzuatın sorunlu olduğu fark edildi. YÖK Başkanı’nın açıkladığı görüşler ile yasa taslağı uyuşmuyor. YÖK yasa hazırlarken objektif olamaz, kendini dışardan göremez. Biz, yasa taslağımızı hazırlayarak YÖK’e gönderdik. Bizim hazırladığımız taslaktan bir madde bile yasaya girerse, bizim yararımıza. Türkiye, nasıl sadece bir etnik grubun değilse, YÖK de tüm Türkiye’nin YÖK’ü olmalıdır. Yasada bu göz ardı edilmiştir. Taslakta kamu üniversiteleri kategorilendiriliyor. Yükseköğretim bir bütün olmalıdır. Yasayla birlikte gelen özel üniversiteler iflas ederse bu üniversitelerin öğretim görevlileri, öğrencileri ne olacak? Bu taslak eğer yasalaşırsa, eski yasayı aratır. Bu taslaktan tatmin olan yok. Eğer bir konsey oluşturulacaksa, bunu üniversite oluşturmalı. Önemli olan kimin rektör olacağı değil, rektörün başarısıdır. Başarısız olan rektörler görevden alınabilmeli, rektörlerden hesap sorulabilmelidir. Taslakla enstitülerin alanları kısıtlanıyor, ancak alanlar her geçen gün genişliyor. İleri araştırma enstitüleri öngörülmeli ve üniversiteler bunları kurabilmelidir. Diploma programları, ders kredilerinin hesaplanması, öğrencilik hakları gibi değişiklik gerekebilecek konular yasadan çıkarılarak, üniversitelere bırakılmalıdır. Çünkü yasalar, yönetmeliklerden daha zor değişmektedir. Yasa taslağında belirtilen disiplin suçları çok detaylı, öğrenciye susma hakkı vermiyor. Düşünce, suç olmamalıdır. üniversiteler özerkleşmeden, herkes üniversitelerde özgürce düşüncesini söylemeden dünya üniversiteleriyle yarışamayız.

Meral Özbek

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi

12 Eylül, üniversitelerdeki özerkliği budadı. Önceki yasa üniversiteyi siyasi iktidara bağlı kılıyordu, bu yasa üniversiteyi ticarethaneleşmeye sürüklüyor. Üniversiteler, değişen dünyaya uyum sağlamalı. Bizimle aynı süreçlerden geçen ülkelerle birlikte uluslararası bir sempozyum düzenlenmelidir. Sosyal eşitsizlikler, üniversite eğitiminin önünde bir engel olmamalıdır. Bunun için burs fonları kurulmalıdır.

Nevzat Özgüven

Orta Doğu Teknik Üniversitesi

YÖK’ün yasa hakkında Mart 2011’de açıkladığı temel ilkeleri olumlu bulduk. Ancak taslak YÖK’ün kendi koyduğu ilkelerle örtüşmüyor. Yasayla birlikte TYK sistemin tek yetkili üst kurulu oluyor. Bizce üniversitelerin misyon ve hedefleme süreçlerini izleyecek, program ve hedeflerini ülke ihtiyaçları açısından değerlendirecek, üniversitenin eğitim, araştırma ve topluma hizmet faaliyetlerine en az düzeyde müdahil olacak, bağımsız kuruluşlar tarafından objektif olarak yapılan performans değerlendirmelerini kullanarak kamu adına kaynak tahsisi yapacak bir üst kurul olmalı. Özerklik ve çeşitlilik yasa taslağında yer almalıdır. Biz özel üniversitelere karşıyız. Yükseköğretim kamu yararı sağlayan bir görevdir. Dolayısıyla yükseköğretim devlet veya vakıflar tarafından sübvanse edilmesi gereken bir kamu hizmetidir. Taslak yükseköğretimi kâr amaçlı kurumlara açarak bu anlayışın dışına çıkıyor. YÖK, üniversitelerin rızası olmadan üniversitelere konsey kurabiliyor. Bu kurumsal özerklikle bağdaşan bir şey değildir. Konsey sistemi hiçbir şekilde üniversitelere uygun değildir. Üniversitelerin çoğu çeşitlilikten uzak duruyor. Devlet üniversitelerinin daha rasyonel çalışabilmeleri, daha başarılı olmaları için çeşitlilik gerekir. Öğrenci sayısı çok olan üniversitelerle, yeni kurulmuş öğrenci sayısı az olan üniversitelerin ihtiyaçları farklıdır. Bu farklar geçişe kapalı olmamalıdır.

Kasım Karakütük

Ankara Üniversitesi

Yeni bir yasa gereklidir. Eğitim kâr amacıyla yapılacak bir şey değildir. Yasanın bazı bölümleri anayasaya aykırıdır. Üniversite içerisinde ikinci bir YÖK kurulmaktadır. YÖK yerine Yükseköğretim Eşgüdüm Kurulu olmalı ve bu kurulda her üniversiteden temsilci bulunmalıdır.

Haberi Duyur

Kısa Adres: http://gorunum.tk/1641
Yol: Anasayfa > Siyaset > YÖK’te değişen bir şey yok

Yorumla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

batuhan buğra eruygun
Eruygun: Diğerleri de kullanıyordu, başarılarımı sürdürmek istedim

Medya Atölyesinde ikinci gün, ikinci oturumda Lütfü Özel’in moderatörlüğünde, atlet Batuhan Buğra Eruygun’un katılımıyla sporcu gözünden doping konuşuldu.

Kapat