17 Kasım 2019, Pazar - 18:07

  • google plus
  • twitter
  • facebook
  • rss

“Fenerliler bunları bilsin ve mutlu olsun istedim”

Tarih: 17 Kasım 2019

|

Kategori:

|

Yazdır

|

Okunma: 12

Yazar İnönü Alpat, yüz yirmi yıllık futbol çınarı Fenerbahçe için alışılmışın dışında bir sözlük yazdı: “Yaşar Kemal’in, Orhan Kemal’in, Ahmet Kaya’nın, Cem Yılmaz’ın, Oktay Akbal’ın, İlhan Şeşen’in, Küçük İskender’in, Turgut Uyar’ın, Tarık Akan’ın, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ve daha onlarcasının, yani Türk edebiyatının, sinemasının, basınının tartışılmaz isimleriyle aynı renklere tutkunum. Bu müthiş bir duygu.”

Türk futbolunun en büyük kulüplerinden Fenerbahçe’nin artık bir sözlüğü var. Yazar İnönü Alpat, üzerinde uzun süredir çalıştığı kitapla kulübün yaklaşık 120 yıllık tarihini sözlük formatında bir araya getirdi. Bildiğimiz sözlüklerden epeyce farklı olan kitabın öyküsünü ve diğer çalışmalarını yazarın kendisine sorduk.

Fenerbahçe ile ilgili çok sayıda kitap var ama ilk kez bir sözlük çıkıyor. Fenerbahçe’yi bir sözlükle ele alma fikri nasıl oluştu?

Fenerbahçeliyim. İdeolojik-politik ve tabii ki duygusal konularda,bir başka ifade ile özdeşleştiğim alanlarda bir şey yapmak istedim hep; yaptım da. Fenerbahçe ise hani derler ya, çocukluğumdan bu yana tutkuyla bağlı olduğum takım. Öyküsünü,  etki alanını, sosyal gerçekliğini sözlük formatında taraftarla buluşturmak fena olmazdı. Sanırım oldu da. Tabii ki asıl yön veren sol sözlük oldu. Sanırım şöyle bir kolaylığı oluyor sözlük formatının: Hedefli bilgi edinmeler için kolaylaştırıcı. Ancak belirtmeliyim ki benim yaptığım sözlük çalışmaları öznel içeriğe sahip. Örneğin bir futbolcuyu, bir kavramı ya da bir olayı anlatırken, duygularımı, düşüncelerimi katıyorum. Yani, “şu kadar gol attı”, “şurada doğdu” gibi standart anlatımların dışına çıkıyorum.

Sadece tanımlar yok. Öznel anlatımlarınız da var, Türkiye tarihi açısından önemli sayılabilecek anekdotlar da ünlü isimlerin taraftarlıkları da. Nasıl ve hangi kriterlerle bir araya getirdiniz bu maddeleri?

Aslında hedefim şuydu: futbolun endüstrileşmesinden, taraftarın müşteri gibi görülmesinden, kulüplerin devasa sanayii kuruluşları gibi yönetilmesinden ve futbol aleminde akla hayale gelmeyecek derecede akçeli işlerin hakimiyetinden rahatsız olan büyük bir çoğunluk var. Şimdilik bu gidişatı kırmak mümkün değil; herhangi bir ülkenin ya da takımın değiştirebileceği bir durum da değil. Ancak takımların sosyal yönleri görünür kılınabilirse taraftarın bağlılığı dayanaklı hale gelebilir. Aksi, rakiplere düşmanlıkla tanımlanan bir taraftarlığa dönüşüyor. Tehlikeli bu.

Fenerbahçe bu anlamda müthiş zengin bir takım. Bakıyorum, Yaşar Kemal’in, Orhan Kemal’in, Ahmet Kaya’nın, Cem Yılmaz’ın, Oktay Akbal’ın, İlhan Şeşen’in, Küçük İskender’in, Turgut Uyar’ın, Tarık Akan’ın, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ve daha onlarcasının, yani Türk edebiyatının, sinemasının, basınının tartışılmaz isimleriyle aynı renklere tutkunum. Bu müthiş bir duygu. Fenerliler bunu bilsin ve mutlu olsun istedim.

Değil mi ki, “Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü‚ ne kupa büyüklüğüdür.” İşte Fenerbahçe’nin önümüzdeki dönemde Cemal Süreya “transferini” şimdiden açıklaması lazım. Kitleselleşmenin,  meşruiyetin yolu buradan geçer. Fenerbahçe’nin, meslektaşlarınızı örnek vererek devam edeyim, İsmet Solak’ın,  Halit Çapın’ın, Metin Uca’nın, İsmail Saymaz’ın “transferini” açıklaması ve bu isimlerin yazılarıyla,  duygularıyla taraftarı buluşturması lazım.  Tabii Vedat Muriç gibi transferler şart bu arada! Uzattım. Asli hedefim buydu, buna vesile olmaktı. Futbolcu,  başkan,  direktör isimleri ya da tartışmalar, kavramlar, tarihi anekdotlar, lakaplar vb’leri de aralarına katarak sözlüğü oluşturdum.

Diğer kulüplerde olmayan ne var Fenerbahçe’de?

Çok belirgin değil. Pek çoğu değişik oranlarda sosyal gerçekliğe sahip. Fenerbahçe’nin farkı, kuruluşundan başlayarak, belki de bundan 15-20 sene öncesine kadar ülkede neredeyse tek güç olması. Mustafa Kemal Atatürk’ün Fenerbahçeli olması mı bunda etken bilmiyorum. Ya da Şükrü Saraçoğlu’nun… Menderes, Muhsin Batur, Fahri Korutürk, Kenan Evren… İkinci Yenicilerin ağırlıkla Fenerbahçeli olması mı onu da bilmiyorum. Zaten bir açıklaması olmalı elbette, 1960’lı, 70’li yıllarda çekilen Yeşilçam filmlerin karakterlerinin Fenerbahçeli olmasının. Hababam Sınıfı’nın topyekun Fenerli olmasının toplumsal gerçeklikle doğrudan ilişkisi kurulabilir. Kolay yaratılabilir bir durum değildir bu. Ta ki, Fethullah Gülen Cematinin,  memleketin kalelerini bir bir ele geçirinceye kadar bu ağırlık devam ediyor. 3 Temmuz şike kumpasını da doğrudan bununla ilişkilendirmekmümkün. Hatta budur.

Öte yandan yine sizin hazırladığınız bir başka sözlük daha var: Türkiye Solu Sözlüğü. Fenerbahçe Sözlüğü gibi orada da aslında yine çok görünür olmayan isimler, olaylar ve anılar var. Bir çeşit “bilinmeyenlerin tarihi”ni yazıyorsunuz. Hatta yer yer bilinen tarihle çatışan noktalar da ortaya çıkıyor. Çalışmalarınızın tarih anlatımına nasıl bir katkısı ve/veya eleştirisi var?

İşin doğrusu sol sözlüğe de, Fenerbahçe Sözlüğü’ne de tarih çalışması demek, tarihçilere saygısızlık olur. Sadece, bir parça da popülerleştirerek, sağda solda dağınık halde bulunan anıları, yaşam öykülerini, tartışmaları vb. sözlük formatında bir araya getirmeye çalışıyorum. “Resmi tarih” anlatımı dışında bir “şey”le karşılaştığımda bunu vermekten de geri durmuyorum. 12 Eylül mahkemelerinin ve dahi çatışan tarafların yok saydığı sol içi çatışmalar buna örnek olarak verilebilir. Ya da PKK tarafından öldürülen solcular da pek yer işgal etmez. Nedenlerini burada tartışmayalım ama bütün bunlara sol sözlükte yer verdiğimi söylemekle yetineyim.

Türkiye Solu Sözlüğü’nü internette yayınlamış ve katkıya açmıştınız bir süre. Tepkiler ve gelen katkılar nasıldı?

Evet sol sözlük bir süre internet ortamında kaldı. Zaten asıl amaç bu yolla katkı almaktı. İnternette yayınlanana kadar sözlük dört baskı yapmıştı. Dört baskıya rağmen hatalardan eksikliklerden arındırmak mümkün olmamıştı. Bunun bir parça giderildiğini düşünüyorum. Tahminimden daha fazla katkı verdi insanlar. Biliyorsunuz sözlükte sola ait kavramlar, polemikler, bölünmeler, birleşmeler, yayınlar, şiirler, fikri akımlar, politik pratiğe dönük örnekler, siyaset ile edebiyat ilişkisi vb. yer alıyor. İç içe geçmiş süreçler, nerede başlayıp nerden bittiği belli olmayan örgütsel sınırlar, herkesin kendi durduğu yere göre değerlendirdiği gelişmeler veriliyor. Bütün bunları, herkes onaylamasa da kabul edilebilir bir düzeye getirdik. Ancak sözlüğün asıl büyük kısmı solun yüz yılı aşkın tarihinin “isimli”, “isimsiz” kahramanlarının öykülerinden oluşuyor.

Masanızda yeni alışmalar, yeni düşünceler vardır muhakkak. Neler bekliyor okurları? Şimdi Fenerbahçe Sözlüğü’nün ikinci baskısı için çalışıyorum. Eksikleri, gedikleri tamamlamamlazım. Türkiye Solu Sözlüğü’nün 5. baskısını yapacağız. Fenerbahçe Sözlük çalışması biter bitmez, ona yoğunlaşacağım. Çok işi var onun da. Sözlükler araya girdiği için yarım kalan bir çalışmam var, kısmetse onu bitireceğim. Genel anlamda yalan-iktidar ilişkisi üzerine.

Aynı zamanda bir şairsiniz. Şiirleriniz büyük kitleler tarafından beğeniyle okundu ve çok sayıda şiiriniz de şarkılara ve marşlara söz oldu. Halen mitinglerde sözlerini sizin yazdığınız şarkılar söyleniyor. Nasıl bir duygu bu?

Nasıl ki kendimi gazeteci olarak görmüyorsam, şair olarak da görmediğimi söylemek durumundayım. Hatta hiç değilim. Dönemin özgün şartlarında şiirle tanıştık. Bir bakıma şiire sığındık. Kolay sandık, ancak yanıldık. Kötü şiirler yazdık; şiire hakkını verenler çıktı aramızdan ancak onlar da devamını getiremedi. Neydi dönem? 12 Eylül koşullarından söz ediyorum. Şiirle böyle bir ortamda tanıştım ve gördüm ki şair olmak için bunlar yetmiyor. Evet birkaç şiirim bestelendi. Çok tuhaf bir duygu takdir edilir ki. Kalabalıkları söylerken gördüğümde, ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. İnsan kendine ağlar mı? Oluyor demek ki.

Gazetecilik deneyimleriniz de olduğunu biliyoruz. Bugün gazeteciliği nasıl görüyorsunuz ve genç gazetecilere tavsiyeleriniz var mı?

Vallahi siz sorunca hatırladım, bir dönem muhabir olarak çalıştığımı. Ne diyeyim teşekkür ederim. Ancak günlük gazete koşturması içinde hiç olmadım. Kimseye haksızlık etmek istemem ama günlük gazetede ya da haber ajansında muhabir olarak görev yapanları daha çok yakıştırıyorum gazeteciliğe. Ben daha çok haftalık ya da daha açık periyotta yayınlanan dergilerde çalıştım; özel haber-yorum tarzı şeyler yaptım. Uzunca bir süre de, günlük bir gazetede köşe yazdım, yine bazı internet sitelerinde de düzenli makale yayınladım. Muhabir olarak çalıştığım yıllar, 1980’lerin ikinci yarısına tekabül ediyordu. Tahmin edersiniz ki, 12 Eylül’ün olanca ağırlığı ile hissedildiği yıllardı. Elbette basın-iktidar ilişkisi her dönem dikkat çekici düzeyde seyretmiştir. Ancak artık günümüzde bu ilişkiden söz etmek mümkün olmaktan çıkmıştır. “Yandaş” basın gibi kolaycı bir kalıp kullanmayacağım ama şunu demek durumundayım: Artık mevcut iktidar doğrudan medya “patronudur”; gruba bağlı sayısız gazete, televizyon, radyo vb. bulunmaktadır. Durum değil, yaratılmak istenen algı haber olarak sunulmaktadır. Gazeteciliğin bu denli “politikleştiği” bir başka zaman hatırlamıyorum. Gençlere ise kolaylık ve sabır diliyorum. Keşke “yeni bir dünya kurulur, biz de içinde yer alırız” diyebilseydim. Gerçi belli mi olur? Görünüm’deki sizler “yeni bir dünya” kurarsınız, biz de gönül rahatlığıyla ve tabii ki okur olarak yerimizi alırız.

Masanızda yeni çalışmalar, yeni düşünceler vardır muhakkak. Neler bekliyor okurları?

Sözlükler araya girdiği için yarım kalan bir çalışmam var, yalan-iktidar ilişkisi üzerine. Bir başka ifade ile yalanlar, provokasyonlar ve bunların toplumsal sonuçlarını sorgulayan bir çalışma. 6-7 Eylül olayları bir yalanla başladı, Kahramanmaraş  Katliamı, Çiçek Sineması’nın bombalanması ile başladı, 2013 Gezi direnişi sırasında camiye ayakkabılarıyla girdiler, yalanıyla Gezi direnişinin toplumsal meşruiyeti ortadan kaldırılmak istendi.

Haberi Duyur

Kısa Adres: http://gorunum.tk/25757
Yol: Ana sayfa » Yazılar » “Fenerliler bunları bilsin ve mutlu olsun istedim”

Yorumla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Cin Ali müzesi açıldı: Z kuşağı Cin Ali ile tanışıyor

Cin Ali Eğitim ve Kültür Vakfı, 2016 yılından beri çalışmasını yürüttüğü Cin Ali Müzesini 1 Kasım itibariyle ziyarete açtı. Cin Ali serisinin hikayesini, serinin kurucusu Rasim Kaygusuz’un ve ailesinin hayatı ile dönemin Ankara’sını anlatan müze 11 bölümden oluşuyor. Vakıf Kurucusu ve Başkan Yardımcısı Nesrin Kalaycıoğlu ile Cin Ali müzesini gezdik.

Kapat